Mürebbiye… Yaz Novellası… Geç Ödenen Borç… Kadın ve Yeryüzü… Bu dört hikayenin anlatıldığı bir Zweig klasiği; ya da baş yapıtı. Siz ne derseniz deyin Zweig, gene psikolojik betimlemesini konuşturmuş ve hiç görmediğim kadar başarılı bir çalışma ortaya koymuş. Kafası nasıl çalışıyor bilmek isterdim. Kitaplarını hangi ortamda hangi şartlarda hangi duygu yoğunluğu içerisindeyken yazıyor bunu bilmek isterdim. Mürebbiye’de, Fraulein’ın aşık olduğu Otto ile arasındaki aşk çıkmazı anlatılıyor. Çocukların gözünden anlatılan bu hikayede Zweig çocuk psikolojisinin masumane yönlerini kullanarak okuyucuyu sarsmayı amaçlıyor. Tabii işin içine mürebbiyenin içinde bulunduğu bu zor durumu fark eden ve ona ahlaki bir acımasızlıkla yaklaşan çocukların ebeveynleri de karışıyor. Çocuk yaştaki kızların, olgun bir kadının halet-i ruhiyesini anlayıp, yorumlayarak olması gerekeni söylediği ama söz hakkının kendilerinde olmadığı, müdahale edemedikleri bir psikolojik çıkmaz…
Yaz Novellası adlı hikayede ise kendi halinde, pek de güzel olmayan ama narinliği ve masumiyeti ile şehvet uyandıran bir genç kız ile yaşını başını almış, artık olgunlaşmış ve insanların otobüste yer verdikleri yaşlı bir adam arasındaki hikayeyi takip ediyoruz. Aslında ilgi duyduğu ama ahlaki kurallar ve dogmatik kültür nedeniyle bu ilgisini çocuksu bir oyuna dönüştürmüş bu adamın masumane başlayan bu oyunu, zamanla bir aşk acısına dönüşüyor. Zira genç kız kendi yaşıtlarının bulunmadığı, eğlence kültürünün kitap okumak, yüzmek ve kır yürüyüşleri yapmak olduğu bir otelde sahibini bilmediği, karşısına çıkan bu ani aşk mektubuyla yüreğinden vurulmuşa dönüyor. Belki de böylesi daha iyidir. Biraz mantıken düşünürsek yaşlı bir adamla genç bir kız arasında nasıl bir ilişki olabilir ki… Tamam kabul elbette postmodern dünyamızda bu