Sizin, sevinçlerinizin, kederlerinizin, anılarınızın, hırslarınızın, bireysel özgür irade dediğiniz şeyin aslında geniş bir sinir hücresi ağının ve onlarla bağlantılı moleküllerin davranışından daha fazlası olmaması, şaşırtıcı bir varsayım.
Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür, bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir.
Freud'un nevroz ve tedavisine ilişkin kötümserliği, insanın iyiliğine ve gelişimine duyduğu derin inançsızlıkta yatıyordu. Freud, insanın ya acı çekmeye ya da yok etmeye mecbur olduğunu varsaymıştı. İnsanı harekete geçiren dürtüler, ya denetim altına alınabilir ya da en iyi ihtimalle "yüceltilebilirdi." Bense insanın mevcut potansiyellerini geliştirmek ve iyi biri olmak için hem becerisi hem de arzusu olduğunu düşünüyorum; bunlar azaldığında başkalarıyla ve dolayısıyla kendisiyle de ilişkisinin bozulacağını düşünüyorum. İnsan değişebilir ve hayatta olduğu sürece değişmeye devam edebilir. Bu inanç daha derin bir anlayışla birlikte büyümüştür.