Kaygılarını at, kulak ver, duy gerçeğin sesini;
Horgörme sakın, yadsımaya kalkma anlamadan,
Ateşli bir sevgiyle sıraladığım bu armağanları.
Gökyüzünün, tanrıların gerçeklerini anlatmakla
Başlayacağım işe. Sana atomları açıklayacağım, ki
Doğa her şeyi onlarla yaratır, besler, onlara
Ayrıştırır tükenince --- onlara hammadde ya da
Genellikle doğurgan gövdeler derim, yerine göre ---
Nesnelerin tohumları diye de adlandıracağım;
İlksel tozanlar da diyebilirim. Çünkü önce
Onlar vardır, her şey onlardan oluşur aslında.
Lucretius, şiir sanatının bütün araçlarını büyük bir ustalık ve yaratıcılıkla uygulamış; duygu dünyasını, akıl yürütmenin ve kanıtlamanın yardımcısı olarak kullanmıştı. Onun şiiri, bilimin ve duyularımızla tanıdığımız somut dünyanın şiiridir. Başka bir deyişle, kavrayış gücünün, duygunun ve duyumun eşine rastlanmadık bir kaynaşmasıdır.
Şimdiye kadar var olan bütün büyük felsefelerin ne olduğu benim için yavaş yavaş açıklığa kavuştu: yazarlarının kişisel itirafı, bir tür istemsiz ve bilinç dışı hatırat gibiydiler; ayrıca bütün felsefelerdeki ahlaki (ve gayriahlaki) yönelimler, yaşamın gerçek tohumlarıydı ve koca bir bitkiye dönüşüyorlardı.