Görebileceğimiz kâinatın tamamı, doğanın engin bağrında fark edilemeyecek bir nokta gibi kalır... Kavrayışımızı istediğimiz kadar bu muhayyel uzayların ötesine doğru genişletmeye çalışalım, gerçekte olana kıyasla hayal ettiklerimiz atom olmaktan öteye geçmez. Çünkü merkezi her yerde olup da çeperleri hiçbir yerde olmayan bir küre gibidir... Sonsuzluk içinde bir insan nedir ki? Ama aynı derecede şaşırtıcı bir harika daha sunalım insana, onu bildiği en küçük, en narin şeyleri incelemeye davet edelim. Bir kurtçuğun küçük bedenine baktığında, bu bedenin çok daha küçük parçaları olduğunu görecektir... İnsanın, bunları da bölerek kavrama gücünün sonuna geldiğinde ulaşabileceği en küçük şeyi ele alalım şimdi. Belki de insan bunun doğadaki en uç küçüklük olduğunu düşünecektir. Bense orada insanı yeni bir uçurumun beklediğini göstermek isterim... Öyle ya, külli âlem içinde fark edilemeyecek kadar küçük olan dünyada, az önce fark edilemeyecek kadar küçük bir nokta olarak düşündüğümüz bedenimizin, başka bir açıdan devasa oluşu, hiç varamadığımız hiçliğe oranla bir bütün, kendi başına bir dünya oluşu kimi hayrete düşürmez? Kendini bu şekilde düşünen biri kendinden ürkecek, sonsuzluk ve hiçlik gibi iki uçurum arasında, doğanın kendisine verdiği cisimle desteklendiğini görerek bu harikalar karşısında titreyecektir... Üstelik ne içinden çıktığı hiçliği, ne de içine gömülü olduğu sonsuzluğu anlamaya muktedirdir.¹
1 Blaise Pascal, Düşünceler, çev. Devrim Çetinkasap, İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Basım, 2017, s. 28-29. (ç.n.)