Hayat acıdır, dostum.
Kadın da erkek de aynı yöntemi kullanır, ama farklı duygularla, farklı boşluklarla...
Aynı oyunu oynarlar; ama oynadıkları sahne ve amaç başkadır.
Kadın, duygusal bir boşluğa düştüğünde…
Kendini yalnız, eksik hissettiğinde…
Birini yedeğe alır. Onunla o boşluğu doldurur.
Kendini toparladığında, kalbini doyurduğunda, sessizce çekip gider.
Çünkü onun ihtiyacı sen değildin, sen sadece bir süreliğine ihtiyacını giderdin.
Erkek ise varoluşsal bir boşluğa düştüğünde…
Kendini anlamsız, değersiz hissettiğinde…
Hayatın yükü ağır geldiğinde…
Yanında birini ister. Varlığını ona hatırlatacak, yaşamı tekrar anlamlı kılacak birini.
O kişi sayesinde kendini bulur, yeniden doğar.
Ama sonra bir gün dönüp baktığında…
Sen sadece bir geçişmişsin.
Boşluğu doldurmuşsun, evet…
Ama yerine kalmamışsın.
Sonunda ne mi olur?
Sen hem birinin duygusal açlığını doyurmuş, hem de bir başkasının varoluş sancısına pansuman olmuşsundur.
Ama ikisi de gitmiştir.
Sen ise kendi boşluğunun tam ortasında kalakalmışsındır.
Hem duyguların soyulmuştur, hem de anlamın yeniden kaybolmuştur.
Hayat işte…
Biraz sevgi öğretir, çokça acı.