Abstractist

Deccal’in fitnesini ve onun sembolik vasıtalarını çağdaş medeniyetin bazı yönleriyle ilişkilendirerek açıklar. Ona göre Deccal’in yalancı cenneti, modern medeniyetin cazibedar eğlenceleri ve fantezileridir. Deccal’in merkebi yani binek vasıtası, bir anlamda tren veya benzeri modern taşıma araçları gibi teknolojik gelişmelerdir. Bu vasıtanın bir ucu ateş gibidir; yani ona uymayanlar için tehdit, tehlike ve zulüm taşır. Diğer ucu ise süslü ve konforludur; yani bu vasıtaya uyan, sefih ve dünyevî yaşama meyilli kimseler için sahte bir cennet gibi görünür. Nursî, bu durumu eleştirir ve sefih (ahlâksız) ve gaddar (zalim) medeniyetin bu tür vasıtalarının, ehl-i sefahat (eğlence ve günah peşinde koşanlar) için cazip bir cennet gibi görünürken, ehl-i diyanet ve İslam ehli için tehlike, esaret ve sefalet anlamına geldiğini söyler. Devamında ise Bediüzzaman, Hristiyanlığın hakiki dininin İslamiyet’e dönüşerek dünyaya nur saçacağını, ancak kıyamete yakın tekrar bir dinsizlik dalgasının galip geleceğini ifade eder. “El-hükmü li’l-ekser” yani "hüküm ekseriyetindir" kaidesi gereği, yeryüzünde artık “Allah Allah” diyen kimse kalmayacak; yani Allah’a inananların sesi, kıymeti kalmayacak şekilde bir inkâr cereyanı hüküm sürecektir. Ancak bu, hak ehlinin tamamen yok olacağı anlamına gelmez; zira ehl-i hak, kıyamet anına dek varlığını sürdürecektir. Ancak kıyametin kopacağı an gelmeden önce, Allah, müminlerin ruhlarını bir rahmet eseri olarak kabzedecek (alacak), böylece kıyametin dehşeti yalnızca kâfirlerin başına patlayacaktır.

Abstractist

@Abstractist
·
Amma Deccal'ın yalancı cenneti ise medeniyetin cazibedar lehviyatı ve fanteziyeleridir. Merkebi ise şimendifer gibi bir vasıtadır ki bir başında ateş ocağı bulunur, kendine tabi olmayanları bazen ateşe atar. O merkebin bir kulağı yani diğer başı cennet gibi tefriş edilmiş, tabi olanları oraya oturtur. Zaten sefih ve gaddar medeniyetin mühim bir merkebi olan şimendifer, ehl-i sefahet ve dünya için yalancı bir cennet getirir. Bîçare ehl-i diyanet ve ehl-i İslâm için medeniyet elinde cehennem zebanisi gibi tehlike getirir, esaret ve sefalet altına atar. İşte İsevîliğin din-i hakikisi zuhur ile ve İslâmiyet'e inkılab etmesiyle, çendan âlemde ekseriyet-i mutlakaya nurunu neşreder. Fakat yine kıyamet kopmasına yakın tekrar bir dinsizlik cereyanı baş gösterir, galebe eder ve "El-hükmü li'l-ekser" kaidesince, yeryüzünde "Allah Allah" diyecek kalmayacak, yani ehemmiyetli bir cemaat, küre-i arzda mühim bir mevkiye sahip olacak bir surette "Allah Allah" denilmeyecek demektir. Yoksa ekalliyette kalan veyahut mağlup düşen ehl-i hak, kıyamete kadar bâki kalacak; yalnız, kıyametin kopacağı anında, kıyametin dehşetlerini görmemek için bir eser-i rahmet olarak ehl-i imanın ruhları daha evvel kabzedilecek, kıyamet kâfirlerin başına kopacaktır.
Sayfa 65·Kitabı okuyor
Reklam
Amma Deccal'ın yalancı cenneti ise medeniyetin cazibedar lehviyatı ve fanteziyeleridir. Merkebi ise şimendifer gibi bir vasıtadır ki bir başında ateş ocağı bulunur, kendine tabi olmayanları bazen ateşe atar. O merkebin bir kulağı yani diğer başı cennet gibi tefriş edilmiş, tabi olanları oraya oturtur. Zaten sefih ve gaddar medeniyetin mühim bir merkebi olan şimendifer, ehl-i sefahet ve dünya için yalancı bir cennet getirir. Bîçare ehl-i diyanet ve ehl-i İslâm için medeniyet elinde cehennem zebanisi gibi tehlike getirir, esaret ve sefalet altına atar. İşte İsevîliğin din-i hakikisi zuhur ile ve İslâmiyet'e inkılab etmesiyle, çendan âlemde ekseriyet-i mutlakaya nurunu neşreder. Fakat yine kıyamet kopmasına yakın tekrar bir dinsizlik cereyanı baş gösterir, galebe eder ve "El-hükmü li'l-ekser" kaidesince, yeryüzünde "Allah Allah" diyecek kalmayacak, yani ehemmiyetli bir cemaat, küre-i arzda mühim bir mevkiye sahip olacak bir surette "Allah Allah" denilmeyecek demektir. Yoksa ekalliyette kalan veyahut mağlup düşen ehl-i hak, kıyamete kadar bâki kalacak; yalnız, kıyametin kopacağı anında, kıyametin dehşetlerini görmemek için bir eser-i rahmet olarak ehl-i imanın ruhları daha evvel kabzedilecek, kıyamet kâfirlerin başına kopacaktır.
Sayfa 65·Kitabı okuyor
Nikah
> قال الإمام الجويني الشافعي رحمه الله النكاح من أسباب زوال الجنون كما أن العزوبة من أسباب الجنون نهاية المطلب ١٢/٤٣ Nikâh, deliliğin ortadan kalkma sebeplerindendir; tıpkı bekârlığın deliliğin sebeplerinden biri olması gibi." Kaynak: Nihâyetü’l-Matlâb, cilt 12, sayfa 43
Kelam İlminin Doğuşunda Yabancı Etkiler ve Felsefi Akımlar
Bu sayfada kelam ilminin teşekkül sürecinde İslam dışı kültürlerin etkisi detaylı biçimde ele alınmaktadır. Müellif, özellikle Pers ve Yunan medeniyetlerinin düşünsel mirasının, Müslümanların zihin dünyasına nasıl nüfuz ettiğini açıklamaktadır. Bu etkileşim, tercüme faaliyetleri ve yabancı kitapların Müslüman dünyasına girmesiyle başlamış ve zamanla kelam ilminin oluşmasında önemli bir zemin hazırlamıştır. Yazar, bu yabancı etkilerin sıradan bir tercüme faaliyetiyle sınırlı kalmadığını, bilakis Müslümanların zihninde varlık, kader, irade, fiillerin yaratılması gibi metafizik meseleler üzerine derin tartışmalara yol açtığını ifade eder. Bu noktada dikkat çekici olan, İslami düşüncenin bu meseleleri ele alırken Yunan felsefesinden farklı ekollerin (örneğin: Eflatunculuk, Aristoculuk, Stoacılık) etkisiyle şekillenmeye başlamasıdır. Metinde Hristiyanlık ve Yahudilik gibi semavî dinlerin de insanın özgür iradesi, kader karşısındaki konumu gibi meselelerde çeşitli görüşler taşıdığına dikkat çekilir. Özellikle Hristiyan mezheplerinin bazılarının insanın tamamen mecbur olduğu, bazılarının ise özgür olduğu görüşünü savundukları belirtilir. Bu durumun, Müslüman kelamcılar nezdinde de benzer tartışmaların fitilini ateşlediği ifade edilir. Metnin son kısmı ise doğrudan Kur’an’ın mahlûk olup olmadığı meselesine odaklanır. Cehm b. Safvân’ın bu konuda attığı fikirsel adım, daha sonra Abbasi iktidarı döneminde resmi görüş haline gelmiş ve bu görüşe karşı çıkan âlimler üzerinde ciddi baskılar uygulanmıştır. Müellif, bu tartışmaların aslında İslam geleneğinin içinden değil, Yahudi teolojisinden devşirilmiş fikirlerin bir uzantısı olduğunu savunur. Bu sayfa, İslam düşünce geleneğinde kelam ilminin sadece Kur’an ve sünnetten değil, aynı zamanda yabancı felsefi ve dini kaynaklardan
1000Kitap
Fiiller ve Sorumluluk Üzerine
Allah, şeytanı da yarattı. Bu sebeple yardım istemek veya şükretmek konusunda herhangi bir çelişki olmaz. Mu‘tezile mezhebinin “fiil zorunludur” şeklindeki görüşü ise hatalıdır. Çünkü herkes düşme ve yükselme hareketi arasında fark olduğunu bilir. Düşme bir zorunluluktur ama kulun kendi eylemi, tercihi ve iradesiyle gerçekleşir. Kişi, bir işi yaparken niyet eder, karar verir, bir şeyi ister ya da ondan kaçınır. Yani bu eylem ona aittir. Şayet fiil tamamen zorunlu olsaydı, bu durumda övgü, yergi, emir, yasak, sevap ve ceza gibi şeylerin bir anlamı kalmazdı. Ayrıca kuldan meydana gelen eylemlerin bazılarının çirkin, bazılarının güzel oluşu; ve Allah’ın hikmetli oluşu sebebiyle zalimliği kabul etmemesi gibi ilkeler de bozulmuş olurdu. Eğer kulun eylemi gerçekten kendi tercihiyle değilse, bu durumda cehennemlik olan kâfir ya da zalim kimseyi yaratmak, Allah’a zulüm isnadı olurdu. Kesb (kulun fiile yönelmesi), kudret ve irade ile ilgilidir. Eğer kulun bu kudreti ve iradesi yoksa, o zaman zorunluluk olur. Ancak bu durumda da kulun emir ve yasağa muhatap olması anlamsızlaşır. Bazıları, fiilin zorunlu olmadığını, ancak onun meydana gelmesinin belirli sebeplere dayandığını söylerler. Buna göre, fiilin meydana gelmesinde tercih eden bir sebep vardır. O sebep ya vacip olan bir etki, ya da engelleyici bir mani olur. Neticede, fiili yapan kuldur ama onu yaratan Allah’tır. Fiilin çirkin ya da güzel oluşu kulun niyetiyle ilgilidir. Şeytan, bu çirkin eylemlerin peşinden gidendir. Yani işin özü şudur: fiili yapan kuldur ama yaratıcı yalnızca Allah’tır. Kur’an ayetleri de bunu desteklemektedir.
Reklam