• Yıldırım Bayezid Han'ın Macar seferinde bulunduğu günlerdeydi.Kızı Hundi Sultan bir gece rüyasında Peygamber Efendimiz'i gördü.Resul-i Ekrem ona: " Oğlum Muhammed Buhari ile evlen, sakın beni kırma sözümü dinle" buyurdu. Temiz ruhlu, edep ve haya sahibi Hundi Sultan rüyasını kimseye açıkalmadı.Zira onun Süleyman Paşa ile evleneceği söylenmekteydi.Hundi Sultan şaşkınlık ve kararsızlık içerisinde iken,ertesi gece Peygamberimizi tekrar gördü.Server-i âlem ona: "Eğer ahirette benden şefaat etmemi istiyorsan Muhammed Buhari ile evlen" buyurdu. Hundi Sultan'ın artık endişesi kalmamıştı...Durum Emir Sultan'a bildirilince, o "Bizimde malumumuzdur.Nikâhımız, Allahu Teâlâ tarafından kıyıldı.Dinimiz üzere buradada kıyılması gerekir. Durumu Hundi Sultan'a iletin" dedi.Sonunda Molla Fenari'nin kıydığı nikâhla iki genç evlendiler.
    O sırada Rumeli taraflarında seferde bulunduğu için muvafakatı alınamayan Yıldırım Beyazıt nikâh haberini alınca müthiş bir öfkeye kapıldı.Hiç düşünmeden kararını verdi.Emir Sultan ve Hundi Hatun şiddetle cezalandırılacaktı.Emir Sultan'ın evine kırk silahlı süvari gönderildi...Ancak bu onların son teşebbüsü oldu.Emir Sultan'ın Yasin Suresi'nden 29.ayeti okumasıyla kırkıda kadid kesilip son nefeslerini verdiler.Molla Fenari Yıldırım Beyazıd'e derhal şu mektubu yazdı: "...Dün öldürülmesini emrettiğiniz Emir Sultan, Resûl-i Ekrem'in neslinden hürmete değer bir insandır..." Mektubun ulaştığı günlerde Yıldırım Bayezid Macarlarla savaşıyordu...Bu esnada bir genç, yaralıların yaralarını sarıyor,bazen de ellerini açıp dua ediyordu.O gence karşı kalbinde bir yakınlık hissi oldu.Yanına giderek "Benim de kolumda yara var,yaramı sar!" dedi.Sabah olunca sarılan bütün yaraların iyi olduğu, askerlerin ayağa kalktığı Han'a haber edildi...Akşam yaraları saran askerin, yanına getirilmesini emretti.Fakat o kimseyi bulamadılar.Aradan günler geçtikten sonra Bursa'ya dönen Osmanlı ordusunu ve sultanı karşılayanlar arasında Emir Sultan da vardı.Yıldırım Beyazıd, onunla selamlaşınca, harp meydanında askerlerle kendi yarasını saranın bu genç olduğunu anladı...
  • ..parmağıma nikâh yüzüğünü takan iyi bilir bunları!!
  • Nikah gökte kıyıldıysa, yerde diller lâl olur!
  • *BU YAZI SANA,*
    *EY MÜSLÜMAN..!*

    Atalarının o güzel "islami" örfleri nelerine yetmedi ki son bir kaç yıldır tuhaf tuhaf şeyler ürettiler..

    Bakın benim bu sözlerim cahillere değil bilakis "İslami düğün (!) yapıp, Asr-ı saadet misali yuvam olsun diye nikahtan keramet bekleyen Müslümanlara.! "

    Allah Rasûlü a.s kızlarına nikah yaptığında *"Gücü neye yetti ise"* misafirlere de o kadarını yedirdi..
    Fakat kimse haşa onu ayıplamadı,abes görmedi..

    Oysa bugünün babaları sırf yarısı çöpe gidecek yemekler dağıttırıp riba/ kredi / faizle ile düğün yapmaya kendini mecbur hisseder hale geldi.
    Çünkü akraba ve konu komşu denilen bir güruh, insanların başına laf/dert oldu..!
    Bu durum Müslüman ahlakına sığar mı soruyorum sizlere?
    Daha en başından "elalem ne der?" Putu ile insanı faize sürükleyen bir nikahtan / evlilikten keramet beklenir mi?
    Ne kerameti bela olur bela!
    (İşte.!Kavgalar,arayışlar,aldatmalar,
    boşanmalar ortada..)

    Avrupa "düğün böyle olur" diye paketleyip önünüze ne koysa sizde aynısını islami bir kılıfla yapmaya çalışıyorsunuz.
    Kaldı ki onlar kiliselerinde sade bir nikahla evlenirken, gelde bizimkilere kabul ettir bakalım.
    Bugün 5-10-20-30 bin liraya 5 saatliğine salon kiralayan birinin yakasında çok el olacak ahirette buda böyle biline..

    6 saatlik kirası 3 milyar olan gelinliğin bedeli ile Arakan'da 3 su kuyusu açılabileceğini biliyor musunuz?
    Ama yok kızımız bi kere evleniyor(!)
    O çocuklarda bir kere ölüyor zaten derim bende size..
    Hani komşusu açken tok yatan bizden değildi?
    Bunu söyleyen iman ettiğiniz Rasulûllah değil mi?

    Her türlü israf yapılır, sonra ortada iki semazen döner, birde o an kimsenin dinlemediği iki ayet okunur alın size İSLAMİ DÜĞÜN..

    Tabi bunun birde düğün sonrası hezimeti var.
    Mesela;
    İslamı benimsemiş bir kadının ne işi olur misafir odası ile? Ayda bir misafir gelecekte görecek diye her hafta temizliğini yaptığı, dağıtmasınlar diye çocuklarını sokmadığı, insanlardan daha değerli eşyaların bulunduğu bir oda..

    Hiçbir zaman anlamadım/anlamayacağım oturma odasının ortasında bardak tabak dolu olan gümüşlük ne işe yarar? Bardak dediğin mutfakta olur,ihtiyaç halinde kullanılır. Salonda tozlanan bardak tabaklar hakikaten ihtiyaç için mi yoksa gelen görsün diye konulan riya kokulu bir gereksinim mi?
    O muhteşem kristalleri salonunda sergilemek kişinin nefsini tatmin etsede gerçekten bu İslam medeniyetinde çok ayıp birşeydir,marjinallik değil bilakis görgüsüzlüktür.!

    Kadife kılıflı sandalyeler, üzeri mumlarla dolu tamda yahudi usulu çektikce uzayan masalar. Evde dolaşacak,çocukların oynayacağı alan yok her yer eşya dolu..
    Sonra niye ruhum bunalıyor diye doktor doktor geziyorsunuz..
    Sizin evinizde "size" yer kalmamış ki,elbette bunalırsınız.
    Ev misafire göre döşenmiş..
    Bu evde misafir mi yaşıyor, yoksa siz mi? Misafirde kabul edildiği yok ki..!
    Neden herkes sizi tebrik etsin diye ziyan ediyorsunuz bu güzel ömrünüzü? Bu riya niye.?
    Hiç düşünüyor muyuz acaba Rabbimiz rahmetle bakıyor mu şu evlerimize?

    Bizim ne işimiz olur bilmem kaç parçalık yemek takımları ile..
    Bunu duyduğumda çok şaşırmıştım;
    Günlük yemek takımı, misafir yemek takımı..
    Günlük bardak takımı, misafir bardak takımı..
    Günlük çatal takımı, misafir çatal takımı..
    Yazdıkça yazarım gelmez bunun sonu..
    Hangi gün, hangi saat kandırıldık biz?
    Neyi çaldılarda bizden,verdiler bu çirkin algıları?

    Peygamber a.s ve ashabı rd öyleydi böyleydi diye her mevlütte ağlaşıyoruz ama bilmiyoruz ki 100 kişide olsalar hepsinin eli aynı kaba uzanıyordu.
    Ashabın 300 parçalık porselenleri yoktu.
    Ama Vallahi isteseler olurdu!
    Allah "altından dağları" peşlerinde sürütmez miydi dileselerdi? Ama onlar dünyaya ve içindekilere tenezzül dahi etmediler..

    Hiç içinizden geçirmeyin ki:
    - Ama Peygamber zamanında fakirlik vardı alamıyorlardı,yapamıyorlardı.

    Güya siz çok mu zengin kadınlarsınız..?
    Her işiniz borçla krediyle olmuyor mu?
    Borçla insan mutlu olurmu bu nasıl psikoloji bozukluğudur.
    Gerçekten zihnimizle oynuyorlar hanımlar.

    Aslında elimizdekilerle yetinsek,bizden daha mutlusu olmayacakken; Her düğün damadı boğazına kadar borca sokarak yapılıyor benim Müslüman ülkemde..
    Misafirler, perdeyle halının uyumunu görsün diye bir adam borca sokulur mu?
    Siz hiç sevdiğinize merhamet etmez misiniz?
    Yazık değil mi sizi Allah'tan emanet olarak alıp, zaten sizin sorumluluğunuz ve namusunuzu korumak için ezilecek olan adamı birde saçma sapan eşya, altın, milyarlık gelinlik borçları ile çıkmaza sürükleyeceksiniz?

    Ayın sonunu nasıl getireceğini düşünen adamda, akşam size çiçek alma isteği olur mu?
    Aklına hoş şiirler gelir mi?
    Yada sizin yüzünüze bakınca ferahlık bulur mu?

    Burası alice harikalar diyarı değil kızlar kendinize gelin!
    Rasulullah'ın karnına taş bağlatan,Ebu Bekir'in evinde bir çömlek bırakmayan, Musab bin Umeyr'i kefensiz gömdüren dünya!

    Ama pardon!
    Siz bir kere evleniyorsunuz!!!
    Tamda bunu anlatmaya çalışıyorum. Madem bir kere evleniyorsunuz. Öyleyse, kırılacak ve eskiyecek iki parça çaput için hürmetinizi ve sevginizi yok etmeyin!
    Siz yatağa kalbi kırık girip, sofraya gönülsüz oturup, muhabbetinizi yok ettikten sonra inanın evinizin kusursuzluğu sizi ısıtmaz.

    "Aişe'n olayım" demeyi biliyorsanız, dünya da rahat etmeyeceğinizide bilin!
    Çünkü Rasulullah'ın hiçbir hanımının sizin gibi kusursuz birbiri ile uyumlu eşyaları olmadı.
    Bu mübarek kadınlar perdelerle uyumlu, koltuklarla bezenmiş, yumuşacık halılar da gezmedi.
    Bilakis Fatıma rdh annemiz evlenirken, evin içine yumuşak çöl kumu serptiler ki evde gezerken ayakları acımasın..
    Ne babasını zorladı ev eşyası için, nede kocasına:
    - Ben kirada oturmam bana ev al Ya Ali! Dedi..

    Bu yüzden " Zehra" dediler Fatıma annemize yani "Çiçek"
    "Kübra" dediler Hatice annemize yani "Büyük"
    "Hümeyra" olmuştu Aişe annemiz efendisine yani "Güldüğünde hayasından kırmızı yanaklı olan"..

    Nasıl güzel vasıflar,nasıl hoş lakaplar.. Nasıl sevildiler nasıl kıymet gördüler!
    Çünkü onların kocaman yürekleri vardı ki; aşka hürmetleri, Allah'a itaatleriyle dolup taşmıştı.
    Zerrece tenezzülleri yoktu bizim bugün uğruna haramları helal saydığımız dünya metaına..

    Son olarak diyorum ki:
    -Sen kocanı kamçılarken dünya yarışında, cennetin kadınları bunca yokluk içinde yinede "benden razı mısın?" Diye dert yandı kocalarına.

    Aişe annemizin malı mülkü olan bir kocası yoktu ama o öyle bir kadın oldu ki, Rasulullah son vakitlerinde:
    -Cennette sana kavuşacağım ya, ölüm bile güzel geliyor ya Aişe" diye fısıldadı son nefesinde karısının kollarında..

    İşte asıl Mülk böyle bir kadın olup,geçip gitmektir bu dünyadan..

    ~Yağmur Mirzayeva
  • Ayetin (Rum, 21) devamında "Sükun için aranıza sevgi ve merhamet koyduk." buyruluyor. Ben bunun Rabb'imizin çiftlere düğün hediyesi olduğunu düşünüyorum. "Nikahta keramet vardır." denilen şey bu olsa gerek. Yeni evli çiftlere akrabalar, arkadaşlar hediyelerini verirken, Rabb'imiz de nikâh hediyesi olarak "sevgi ve merhamet" hediye ediyor.
  • Bir insanın nikahı sevgisidir. Ne kadar seviyorsa, o kadar nikahlıdır sevdiğine...

    O yüzden ne dinsel kabul, ne de resmi onay iki insanı birbirine nikahlamaya yetmez. Nikahı sevginin ilk nefesi kıyar, son nefesi düşürür...
    Caminin hocası, nikah dairesin memuru "sevginin" yetkilisi olmadığı gibi onaylayanı da olamaz. Zira nikah; dinsel ve toplumsal onaydan çok, yüreklerin gökyüzünde ruhsal bir bütünlüğe kavuşma coşkusunu hiç kimseyi umursamadan yaşayabilme cesaretidir, ki bunun adı aşktır.
    O ruhsal bütünlükten kopanlar hocanın ve memurun ikinci bir onayına gerek kalmaksızın boşanmış sayılır, tenleri aynı yatakta sevişiyor olsa bile..!

    Demem o ki; nikahsız sevişebilirsiniz ama sevgisiz sevişmeyin, günahtır...!