Abstractist

Hayr
Metnin temel iddiası, "hayr-ı kesîr için şerr-i kalîl kabul edilir" ilkesi etrafında şekillenir. Bu ilkeye göre, çok büyük fayda ve hikmetler doğuran bir işin içinde az bir zarar ve şer bulunması, o işin terk edilmesini gerektirmez. Aksi hâlde, az bir kötülüğü engellemek niyetiyle büyük hayırlar terk edilirse, daha büyük zararlar doğar ki bu da aklen ve dinen zulümdür. Örneğin, bir cihada asker sevk edildiğinde bazı bireysel zararlar, hatta ölümler olabilir. Ancak bu savaşın neticesinde İslam ümmeti küfürden, işgalden kurtulur. Eğer "birkaç kişi zarar görecek" diye cihad terk edilirse, tüm ümmetin çöküşü gibi çok büyük bir şer meydana gelir. Bu da aslında zulmün ta kendisi olur. Aynı şekilde, kangren olmuş bir parmağın kesilmesi dışarıdan bakıldığında şer gibi görünür. Ama bu küçük şer kabul edilmezse ve parmak kesilmezse, bu sefer tüm el kangren olur; bu ise şerr-i kesîr olur. İkinci bölümde ise kainattaki kötülükler, zararlar, şeytanlar ve musibetlerin yaratılışı ele alınır. Burada, Allah’ın şeytan gibi görünen bazı varlıkları yaratmasının ardında çok büyük faydalar, neticeler (netaic-i mühimme) bulunduğu ifade edilir. Şeytanlar olmasaydı, melekler gibi insanlar da sabit makamda kalır, ilerleyemezdi. Melekler ve hayvanlar şeytanla karşılaşmazlar, bu yüzden hallerinde değişim (terakki veya tedennî) olmaz. Ancak insan şeytanla mücadele ettikçe yükselir ya da alçalır; bu da insana sınırsız bir gelişim (terakki) ve gerileme (tedennî) alanı açar. İnsanlık âleminde Nemrutlardan enbiyaya kadar uzanan merâtib-i terakkiyat ve tedennîyat (yükseliş ve düşüş dereceleri) bu imtihan sistemine bağlıdır. Eğer şeytan ve şer yaratılmasaydı, bu derece farklılıklar da olmazdı. Böylece kötülüğün yaratılışı, görünüşte şer olsa da aslında çok büyük hayırların, özgür iradenin, gelişmenin
1000Kitap

Abstractist

@Abstractist
·
Elhasıl: Hayr-ı kesîr için şerr-i kalil kabul edilir. Eğer şerr-i kalil olmamak için hayr-ı kesîri intac eden bir şer terk edilse o vakit şerr-i kesîr irtikâb edilmiş olur. Mesela, cihada asker sevk etmekte elbette bazı cüz'î ve maddî ve bedenî zarar ve şer olur. Fakat o cihadda hayr-ı kesîr var ki İslâm küffarın istilasından kurtulur. Eğer o şerr-i kalil için cihad terk edilse o vakit hayr-ı kesîr gittikten sonra şerr-i kesîr gelir. O ayn-ı zulümdür. Hem mesela, kangren olmuş ve kesilmesi lâzım gelen bir parmağın kesilmesi hayırdır, iyidir; halbuki zahiren bir şerdir. Parmak kesilmezse el kesilir, şerr-i kesîr olur. İşte kâinattaki şerlerin, zararların, beliyyelerin ve şeytanların ve muzırların halk ve icadları, şer ve çirkin değildir; çünkü çok netaic-i mühimme için halk olunmuşlardır. Mesela, melaikelere şeytanlar musallat olmadıkları için terakkiyatları yoktur; makamları sabittir, tebeddül etmez. Keza hayvanatın dahi şeytanlar musallat olmadıkları için mertebeleri sabittir, nâkıstır. Âlem-i insaniyette ise meratib-i terakkiyat ve tedenniyat nihayetsizdir. Nemrutlardan, firavunlardan tut tâ sıddıkîn-i evliya ve enbiyaya kadar gayet uzun bir mesafe-i terakki var.
Sayfa 48·Kitabı okuyor
Reklam
Elhasıl: Hayr-ı kesîr için şerr-i kalil kabul edilir. Eğer şerr-i kalil olmamak için hayr-ı kesîri intac eden bir şer terk edilse o vakit şerr-i kesîr irtikâb edilmiş olur. Mesela, cihada asker sevk etmekte elbette bazı cüz'î ve maddî ve bedenî zarar ve şer olur. Fakat o cihadda hayr-ı kesîr var ki İslâm küffarın istilasından kurtulur. Eğer o şerr-i kalil için cihad terk edilse o vakit hayr-ı kesîr gittikten sonra şerr-i kesîr gelir. O ayn-ı zulümdür. Hem mesela, kangren olmuş ve kesilmesi lâzım gelen bir parmağın kesilmesi hayırdır, iyidir; halbuki zahiren bir şerdir. Parmak kesilmezse el kesilir, şerr-i kesîr olur. İşte kâinattaki şerlerin, zararların, beliyyelerin ve şeytanların ve muzırların halk ve icadları, şer ve çirkin değildir; çünkü çok netaic-i mühimme için halk olunmuşlardır. Mesela, melaikelere şeytanlar musallat olmadıkları için terakkiyatları yoktur; makamları sabittir, tebeddül etmez. Keza hayvanatın dahi şeytanlar musallat olmadıkları için mertebeleri sabittir, nâkıstır. Âlem-i insaniyette ise meratib-i terakkiyat ve tedenniyat nihayetsizdir. Nemrutlardan, firavunlardan tut tâ sıddıkîn-i evliya ve enbiyaya kadar gayet uzun bir mesafe-i terakki var.
Sayfa 48·Kitabı okuyor
Kötülük problemi
Klasik kelam ilminde çokça tartışılan meselelerden biri, “şerrin halkı şer midir?” yani “kötülüğün yaratılması da kötü müdür?” sorusudur. Bu mesele, özellikle ilahî adalet ve hikmet bağlamında önem taşır. Zira Allah’ın her şeyi yarattığına inanan bir mümin, şeytanın ve kötülüklerin yaratılışını da Allah’a nispet etmek zorundadır. Bu durumda zihinleri meşgul eden soru şudur: Allah neden şeytanı ve kötülüğü yaratmıştır ve bu, onun adaleti ve merhametiyle çelişmez mi? Bediüzzaman Said Nursî’nin cevabı, kelam ilminin temel terimlerinden olan “halk” (yaratmak) ve “kesb” (kulun kendi iradesiyle kazanması) kavramları etrafında şekillenir. Ona göre, bir şeyin yaratılması onun kötü olduğunu göstermez. Çünkü yaratmak fiili Allah’a aittir ve küllî (bütüncül) sonuçları gözetir; buna karşılık kulun yaptığı tercih, yani kesb, cüz’îdir (bireysel) ve mesuliyet doğurur. Bu bağlamda, “halk-ı şer, şer değildir; kesb-i şer şerdir” hükmü verilir. Yani şer olanın yaratılması, Allah’ın iradesiyle olabilir; fakat o şerri tercih edip işlemek insanın sorumluluğundadır. Bu görüşü temellendirmek için çeşitli misaller verilir. Yağmur örneğinde, yağmurun gelişi genel olarak rahmettir ve binlerce hayra vesile olur. Ancak bir kişi evini sağlam yapmadığı için yağmurdan zarar görse, bu zarar yağmurun kendisinden değil, kişinin kendi ihmalinden kaynaklanır. Dolayısıyla yağmurun yaratılması kötü değildir. Benzer şekilde, ateş örneğinde de ateşin yaratılması birçok faydaya hizmet ederken, onu dikkatsiz kullanan bir kişinin zarar görmesi, yine o kişinin yanlış tercihiyle ilgilidir. Ateşin kendisi değil, onun kötüye kullanılması şer kabul edilir. Bu açıklamalar doğrultusunda ulaşılacak netice şudur: Allah’ın yarattığı hiçbir şey özünde mutlak şer değildir; her şeyde bir hayır ve hikmet ciheti vardır.

Abstractist

@Abstractist
·
İkinci Sualiniz: Şeytanların halkı ve icadı ne içindir? Cenab-ı Hak, şeytanı ve şerleri halk etmiş, hikmeti nedir? Şerrin halkı şerdir, kabihin halkı kabihtir? Elcevap: Hâşâ! Halk-ı şer, şer değil belki kesb-i şer şerdir. Çünkü halk ve icad, bütün netaice bakar; kesb, hususi bir mübaşeret olduğu için hususi netaice bakar. Mesela, yağmurun gelmesinin binlerle neticeleri var, bütünü de güzeldir. Sû-i ihtiyarıyla bazıları yağmurdan zarar görse "Yağmurun icadı rahmet değildir." diyemez, "Yağmurun halkı şerdir." diye hükmedemez. Belki sû-i ihtiyarıyla ve kesbiyle onun hakkında şer oldu. Hem ateşin halkında çok faydalar var, bütünü de hayırdır. Fakat bazılar sû-i kesbiyle, sû-i istimaliyle ateşten zarar görse "Ateşin halkı şerdir." diyemez. Çünkü ateş yalnız onu yakmak için yaratılmamış; belki o, kendi sû-i ihtiyarıyla, yemeğini pişiren ateşe elini soktu ve o hizmetkârını kendine düşman etti.
Sayfa 47·Kitabı okuyor
İkinci Sualiniz: Şeytanların halkı ve icadı ne içindir? Cenab-ı Hak, şeytanı ve şerleri halk etmiş, hikmeti nedir? Şerrin halkı şerdir, kabihin halkı kabihtir? Elcevap: Hâşâ! Halk-ı şer, şer değil belki kesb-i şer şerdir. Çünkü halk ve icad, bütün netaice bakar; kesb, hususi bir mübaşeret olduğu için hususi netaice bakar. Mesela, yağmurun gelmesinin binlerle neticeleri var, bütünü de güzeldir. Sû-i ihtiyarıyla bazıları yağmurdan zarar görse "Yağmurun icadı rahmet değildir." diyemez, "Yağmurun halkı şerdir." diye hükmedemez. Belki sû-i ihtiyarıyla ve kesbiyle onun hakkında şer oldu. Hem ateşin halkında çok faydalar var, bütünü de hayırdır. Fakat bazılar sû-i kesbiyle, sû-i istimaliyle ateşten zarar görse "Ateşin halkı şerdir." diyemez. Çünkü ateş yalnız onu yakmak için yaratılmamış; belki o, kendi sû-i ihtiyarıyla, yemeğini pişiren ateşe elini soktu ve o hizmetkârını kendine düşman etti.
Sayfa 47·Kitabı okuyor
Zihin Aynası ve Vesvesenin Gerçek Yüzü
Bazen zihnimize öyle düşünceler üşüşür ki, onları fark ettiğimizde irkiliriz. Kalbimiz daralır, ruhumuz bulanır. “Ben nasıl böyle bir şeyi düşündüm?” deriz. Özellikle imanı merkezine almış bir ruh, en çok da bu sebeple kendine yabancılaşır. İşte tam da burada, Said Nursî’nin bu metni, ruhun derinliklerinde sıkışıp kalmış bir yara gibi duran bu soruya şefkatli ve akıllıca bir cevap verir. Ey kötü vesveseler yüzünden ümitsizliğe düşmüş nefsim, der yazar… Unutma ki senin aklına gelen o kötü hayaller, kuruntular ve farazî düşünceler çoğu zaman senin iraden dışında gelir. Tıpkı aynaya yansıyan bir görüntü gibi… Sen o görüntüyü üretmezsin; sadece yansır. Güneşin sıcaklığı aynaya geçtiğinde ısıtmaz; ama görüntüsü oradadır. Aynı şekilde, şeytandan gelen kötü düşünceler eğer senin rızan olmadan zihninde belirmişse, onların sende gerçek bir etkisi yoktur. Daha da çarpıcı bir örnekle açıklar: Necis bir şeyin aynadaki görüntüsü ne necis olur ne pis. Aynaya bakan biri ne kadar pis bir şeyi görse de, o pislik aynayı kirletmez. Görüntüsünden dolayı o aynaya pis diyemezsin. Aynı şekilde, senin zihninde beliren kötü bir düşünce –eğer sen onu kabul etmemişsen– seni ne kirletir ne de günaha sokar. Hatta şöyle der: “Yılanın gölgesi ısırmaz.” Ne kadar sade, ne kadar teselli edici bir cümle… Buradan büyük bir sır ortaya çıkar: Küfrü hayal etmek, küfür değildir. Çirkinliği düşünmek, çirkin olmak değildir. Çünkü hayal bir fiil değil; yalnızca bir gölge gibidir. Hele ki bu düşünceler ihtiyarsızca gelmişse, onların hiçbir zararı yoktur. İşte tam da bu yüzden, Ehl-i Sünnet uleması der ki: Bir şeyin çirkinliği, Allah’ın haram kılmasıyladır. Yani seni asıl günaha sokan şey, rızayla yapılan eylemdir. Yoksa elinde olmadan gelen bir düşünce yüzünden Allah seni sorumlu tutmaz. Ve yine yazar, ne
1000Kitap

Abstractist

@Abstractist
·
Ey sû-i vesveseden meyus nefsim! Tedai-yi hayalat, tahattur-u faraziyat, bir nevi irtisam-ı gayr-ı ihtiyarîdir. İrtisam ise eğer hayırdan ve nuraniyetten olsa hakikatin hükmü bir derece suretine ve misaline geçer. Güneşin ziyası ve harareti, âyinedeki misaline geçtiği gibi… Eğer şerden ve kesiften olsa aslın hükmü ve hâssası, suretine geçmez ve timsaline sirayet etmez. Mesela, necis ve murdar bir şeyin âyinedeki sureti ne necistir ne murdardır. Ve yılanın timsali ısırmaz. İşte şu sırra binaen tasavvur-u küfür, küfür değil; tahayyül-ü şetim, şetim değil. Hususan ihtiyarsız olsa ve farazî bir tahattur olsa bütün bütün zararsızdır. Hem ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat'in mezhebinde bir şeyin şer'an çirkinliği, pisliği; nehy-i İlahî sebebiyledir. Mademki ihtiyarsız ve rızasız bir tahattur-u farazîdir, bir tedai-yi hayalîdir; nehiy ona taalluk etmez. O dahi ne kadar çirkin ve pis bir şeyin sureti dahi olsa çirkin ve pis olmaz.
Sayfa 48·Kitabı okuyor
Reklam