Abstractist

İkinci şıkk ki: "Günah-ı kebireyi işleyen, nasıl mü'min kalabilir?" diye suallerine cevab ise; evvelâ: sâbık işaretlerde onların hatası kat'î bir surette anlaşılmıştır ki, tekrara hacet kalmamıştır. Sâniyen: Nefs-i insaniye, muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti; müeccel, gaib bir batman lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir tokat korkusundan, ileride bir sene azabdan daha ziyade çekinir. Hem insanda hissiyat galib olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz bir lezzet-i hazırayı, ileride gayet büyük bir mükâfata tercih eder. Ve az bir hazır sıkıntıdan, ileride büyük bir azab-ı müecceleden ziyade çekinir.
Sayfa 56·Kitabı okudu
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İnsanın iç dünyasında, bilincinin ve iradesinin dışında hareket eden bazı latifeler (duygular, manevi yönler) olduğuna dikkat çekiyor. Şimdi bunu detaylı şekilde açıklayalım: 1. Latifelerin Mahiyeti ve Sorumluluktan Muafiyeti İnsan ruhunda yer alan bazı latifelerin, irade ve ihtiyardan bağımsız çalıştığı ifade ediliyor. Yani, insanın bilinçli karar verme mekanizması olan irade bu latifeler üzerinde etkili değil. Bu durum, bu latifelerin mesuliyet altına girmediğini, yani yaptıkları hataların insana sorumluluk yüklemediğini gösteriyor. 2. Latifelerin Yanlış Yönelimi Bu latifeler bazen yanlış şeylere yönelebiliyor ve hakikati (doğruyu) dinlemeyebiliyor. İnsan bu noktada bilinçli bir karar almıyor; bu durum, kişinin kendi kontrolünün dışında gelişiyor. 3. Şeytanın Vesvesesi Şeytan, bu durumu bir fırsat bilerek insana şöyle bir telkinde bulunuyor: “Senin yaratılışında (istidadında) hak ve imanla bağdaşan bir özellik yok. Zaten sen bu yüzden bu hatalara düşüyorsun.” Şeytan, insanın hatalarını onun kaderine bağlayarak, kişiyi ümitsizliğe sürüklemek istiyor. Bu noktada, insanın manevi olarak kendisini değersiz ve imansız hissetmesi hedefleniyor. 4. Kader ve Şekavet (Bedbahtlık) İddiası Şeytan, insana “Senin kaderin seni kötü bir sonuca mahkûm etti” diyerek, kişinin kendisine dair inancını sarsmaya çalışır. Bu, kişinin imanını kaybetmesi ve yanlış bir yaşam yoluna sapması için yapılan bir vesvesedir. 5. Sonuç: Yeis ve Helak Bu durumdaki insan, ümitsizlik (yeis) girdabına kapılırsa, kendisini tamamen hatalı ve değersiz görerek helâk (manevi yıkım) yoluna girebilir.

Abstractist

@Abstractist
·
Hem insanın letaifi içinde teşhis edemediğim bir-iki latife var ki, ihtiyar ve iradeyi dinlemezler; belki de mes'uliyet altına da giremezler. Bazan o latifeler hükmediyorlar, hakkı dinlemiyorlar, yanlış şeylere giriyorlar. O vakit şeytan o adama telkin eder ki: "Senin istidadın hakka ve imana muvafık değil ki, böyle ihtiyarsız bâtıl şeylere giriyorsun.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Hem insanın letaifi içinde teşhis edemediğim bir-iki latife var ki, ihtiyar ve iradeyi dinlemezler; belki de mes'uliyet altına da giremezler. Bazan o latifeler hükmediyorlar, hakkı dinlemiyorlar, yanlış şeylere giriyorlar. O vakit şeytan o adama telkin eder ki: "Senin istidadın hakka ve imana muvafık değil ki, böyle ihtiyarsız bâtıl şeylere giriyorsun.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Varlık (vücut) ve yokluk (adem) kavramlarını, hayır ve şer bağlamında detaylı şekilde açıklıyor. Adem, mutlak şer olarak tanımlanırken, vücut ise hayır, kemalat (olgunluk) ve güzelliklerin kaynağı olarak kabul ediliyor. Metne göre, evrendeki tüm güzellikler ve olgunluklar varlıkla, yani bir şeyin mevcut olmasıyla ilişkilidir. Vücut, pozitif bir durum olup insanın varlığı ve çevresindeki düzenin temelini oluşturur. Buna karşılık, şer, fenalık ve çirkinlik gibi olumsuzluklar ademden, yani yokluktan kaynaklanır. Adem, bir şeyin eksikliği veya olmaması durumudur. İnsanlar genellikle şerri bir varlık gibi düşünse de bu metin, şerrin aslında bir şeyin yokluğu veya eksikliği olduğunu ifade eder. Örneğin, soğuk, ısının yokluğudur; karanlık, ışığın eksikliğidir. Şer, doğrudan bir varlık değil, bir şeyin olmamasından doğar. Ayrıca, metin insanın yaşadığı felaketler ve musibetler gibi olumsuz durumların da ademle ilişkili olduğunu söyler. Bir binanın yıkılması, bir parçasının eksikliği ya da yokluğu nedeniyle gerçekleşir. Binanın ayakta durabilmesi için tüm parçalarının var olması gerekir. Bu, vücudun kemal ve düzen için şart olduğunu gösterir. Ancak yokluk, yani adem, varlığa zarar veren, düzeni bozan bir durumdur. Vücut her zaman bir sebebe, yani bir illete dayanırken, adem bir sebebe dayanmaz; çünkü yokluk, eksiklik hali zaten kendiliğinden oluşur. 1. Isı ve Soğuk: Isı bir varlıktır; bir kaynaktan gelir. Soğuk ise, ısının yokluğundan doğar. Eğer bir yerde ısı azalırsa, soğuk dediğimiz durum ortaya çıkar. Burada soğuk, bir varlık değil, eksikliğin sonucudur. 2. Işık ve Karanlık: Işık varlık olarak kabul edilir; bir kaynağa dayanır ve enerji taşır. Karanlık ise, ışığın yokluğu olarak tanımlanır. Işık kaybolduğunda karanlık ortaya çıkar. Karanlık, pozitif bir varlık değil,

Abstractist

@Abstractist
·
Adem şerr-i mahz ve vücud hayr-ı mahz olduğunu, ehl-i tahkik ve ashab-ı keşf ittifak etmişler. Evet ekseriyet-i mutlaka ile hayır ve mehasin ve kemalât, vücuda istinad eder ve ona raci' olur. Sureten menfî ve ademî de olsa, esası sübutîdir ve vücudîdir. Dalalet ve şerr ve musibetler ve masiyetler ve belalar gibi bütün çirkinliklerin esası, mayesi; ademdir, nefiydir. Onlardaki fenalık ve çirkinlik, ademden geliyor. Çendan suret-i zahirîde müsbet ve vücudî de görünseler, esası ademdir, nefiydir. Hem bilmüşahede sabittir ki: Bina gibi bir şeyin vücudu, bütün eczasının mevcudiyetiyle takarrur eder. Halbuki onun harabiyeti ve ademi ve inhidamı, bir rüknün ademiyle hasıl olur. Hem vücud, her halde mevcud bir illet ister. Muhakkak bir sebebe istinad eder. Adem ise, ademî şeylere istinad edebilir. Ademî birşey, madum birşeye illet olur.
Sayfa 46·Kitabı okudu
Adem şerr-i mahz ve vücud hayr-ı mahz olduğunu, ehl-i tahkik ve ashab-ı keşf ittifak etmişler. Evet ekseriyet-i mutlaka ile hayır ve mehasin ve kemalât, vücuda istinad eder ve ona raci' olur. Sureten menfî ve ademî de olsa, esası sübutîdir ve vücudîdir. Dalalet ve şerr ve musibetler ve masiyetler ve belalar gibi bütün çirkinliklerin esası, mayesi; ademdir, nefiydir. Onlardaki fenalık ve çirkinlik, ademden geliyor. Çendan suret-i zahirîde müsbet ve vücudî de görünseler, esası ademdir, nefiydir. Hem bilmüşahede sabittir ki: Bina gibi bir şeyin vücudu, bütün eczasının mevcudiyetiyle takarrur eder. Halbuki onun harabiyeti ve ademi ve inhidamı, bir rüknün ademiyle hasıl olur. Hem vücud, her halde mevcud bir illet ister. Muhakkak bir sebebe istinad eder. Adem ise, ademî şeylere istinad edebilir. Ademî birşey, madum birşeye illet olur.
Sayfa 46·Kitabı okudu