Abstractist

Şeytanın vücudunda cüz'î şerler ile beraber bir çok makasıd-ı hayriye-i külliye ve kemalât-ı insaniye vardır. Evet bir çekirdekten koca bir ağaca kadar ne kadar mertebeler var; mahiyet-i insaniyedeki istidadda dahi ondan daha ziyade meratib var. Belki zerreden şemse kadar dereceleri var. Bu istidadatın inkişafatı, elbette bir hareket ister, bir muamele iktiza eder. Ve o muameledeki terakki zenbereğinin hareketi, mücahede ile olur. O mücahede ise, şeytanların ve muzır şeylerin vücuduyla olur. Yoksa, melaikeler gibi insanların da makamı sabit kalırdı. O halde insan nev'inde, binler enva' hükmünde sınıflar bulunmayacak. Bir şerr-i cüz'î gelmemek için bin hayrı terketmek, hikmet ve adalete münafîdir. Çendan şeytan yüzünden ekser insanlar dalalete giderler.
Sayfa 42·Kitabı okudu
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Hem dar ve fâni ve hakir dünyanın tamamen harab olup, azîm sekeratıyla vefat edip, geniş ve bâki ve azametli âlem-i âhiretin inkişafında Hâlık-ı Arz ve Semavat'ın tasarrufat-ı celaliyesini ve tecelliyat-ı cemaliyesini andırır, hatırlattırır bir zamandır. Hem şu kâinatın Mâlik ve Mutasarrıf-ı Hakikîsi, Mabud ve Mahbub-u Hakikîsi o zât olabilir ki; gece gündüzü, kış ve yazı, dünya ve âhireti, bir kitabın sahifeleri gibi sühuletle çevirir, yazar bozar, değiştirir. Bütün bunlara hükmeder bir Kadîr-i Mutlak olduğunu isbat eden bir vaziyettir.
Sayfa 21·Kitabı okudu
İnsan, yaratılışı itibarıyla çok zayıf bir varlıktır. En küçük bir olay bile ona dokunur, onu etkiler ve acı verir. Örneğin, bir bebeği düşünün; hava biraz soğusa hemen hasta olabilir veya bir yetişkin, stresli bir olay karşısında duygusal olarak yıpranabilir. Bununla birlikte, insan oldukça acizdir; çünkü karşısında hastalıklar, doğal afetler veya toplumsal sorunlar gibi kontrol edemediği pek çok düşman ve bela vardır. Örneğin, deprem gibi doğal bir felaket karşısında insanın gücü oldukça sınırlıdır. İnsan aynı zamanda çok fakirdir; temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak için çaba sarf eder. Ancak ihtiyaçları oldukça fazladır. Örneğin, yalnızca fiziksel ihtiyaçlar (beslenme, barınma) değil, aynı zamanda manevi ihtiyaçlar (sevgi, güven, anlam arayışı) da sürekli artış gösterir. Bu durum, insanı sürekli bir eksiklik duygusuyla karşı karşıya bırakır. Ayrıca insanın tabiatında bir tembellik ve güçsüzlük vardır. Buna karşın, hayatın yükümlülükleri oldukça ağırdır; insanlar iş, aile, toplum gibi sorumluluklarla mücadele etmek zorundadır. İnsan, sadece fiziksel dünyayla değil, evrenin genel işleyişiyle de ilgilidir. Örneğin, yıldızlara bakıp “Bu evrenin anlamı nedir?” diye düşünür. Ancak bu ilgisi, sevdiklerini kaybetme veya bir ayrılıkla sonuçlandığında derin bir üzüntü ve acı hisseder. Sevdiği şeylerin kaybı veya yok olması, insan ruhunda sürekli bir yara bırakır. Akıl ise insana yüksek hedefler ve kalıcı idealler sunar; örneğin insan barış, mutluluk veya uzun bir yaşam arar. Ancak bu hedeflere ulaşmak için eli kısa, ömrü sınırlı, sabrı ve gücü de yetersizdir.

Abstractist

@Abstractist
·
İnsan fıtraten gayet zaîftir. Halbuki her şey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder. Hem gayet âcizdir. Halbuki belaları ve düşmanları pek çoktur. Hem gayet fakirdir. Halbuki ihtiyacatı pek ziyadedir. Hem tenbel ve iktidarsızdır. Halbuki hayatın tekâlifi gayet ağırdır. Hem insaniyet onu kâinatla alâkadar etmiştir. Halbuki sevdiği, ünsiyet ettiği şeylerin zeval ve firakı, mütemadiyen onu incitiyor. Hem akıl ona yüksek maksadlar ve bâki meyveler gösteriyor. Halbuki eli kısa, ömrü kısa, iktidarı kısa, sabrı kısadır.
Sayfa 15·Kitabı okudu
İnsan fıtraten gayet zaîftir. Halbuki her şey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder. Hem gayet âcizdir. Halbuki belaları ve düşmanları pek çoktur. Hem gayet fakirdir. Halbuki ihtiyacatı pek ziyadedir. Hem tenbel ve iktidarsızdır. Halbuki hayatın tekâlifi gayet ağırdır. Hem insaniyet onu kâinatla alâkadar etmiştir. Halbuki sevdiği, ünsiyet ettiği şeylerin zeval ve firakı, mütemadiyen onu incitiyor. Hem akıl ona yüksek maksadlar ve bâki meyveler gösteriyor. Halbuki eli kısa, ömrü kısa, iktidarı kısa, sabrı kısadır.
Sayfa 15·Kitabı okudu
nefsine zulmeder, ne kadar hilaf-ı akıl hareket eder. Zira bin adamın iştirak ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kabul ederse; halbuki kazanç ihtimali binde birdir. Sonra yirmidörtten bir malını, yüzde doksandokuz ihtimal ile kazancı musaddak bir hazine-i ebediyeye vermemek; ne kadar hilaf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar akıldan uzak düştüğünü, kendini âkıl zanneden adam anlamaz mı?
Sayfa 8·Kitabı okudu