Bu haşiyede, varlıkların maddi yapılarının basit ve sınırlı olduğu, ancak onların gerçek değer ve farklılıklarının kaderin manevi yazısında saklı olduğu ifade edilmiştir. Parçacıklar ve unsurlar, "müvellid-ül-mâ" (oksijen), "müvellid-ül-humuza" (hidrojen), azot ve karbon gibi temel elementlerden oluşmaktadır. Yani, maddeler madde olarak değerlendirildiğinde hepsi belirli bir bileşimden ibarettir. Ancak bu maddelerin işlevleri ve varlık olarak kazandıkları değer, Allah’ın kader planı ve hikmetiyle şekillenmektedir.
Açıklama:
Her varlık temelde aynı unsurlardan oluşsa da, onların farklılıkları ve özellikleri yalnızca Allah’ın hikmetli yazısına dayanmaktadır. Örneğin, bir karbon atomu, elmasın içindeki en sert yapıyı da oluşturabilir, kömür gibi basit bir yapının parçası da olabilir. Bu, Allah’ın yaratışındaki ince hikmeti ve her şeye yüklediği farklı görevi gözler önüne serer.
Örnek:
İnsan bedenini oluşturan elementler ile bir bitkiyi oluşturan elementler arasında temel olarak fark yoktur. Ancak insanın akıl ve ruh sahibi olması, bitkinin ise sadece hayat sahibi olması, kaderin bu varlıkları farklı şekilde donatmasıyla ortaya çıkar. Bu durum, maddi varlığın ötesindeki manevi düzenin ne kadar önemli olduğunu gösterir.
Abstractist
@Abstractist
·
{(Haşiye-1): Evet bütün onlar dört unsurdan mürekkebdir. Müvellid-ül-mâ, müvellid-ül-humuza, azot, karbon gibi maddelerden teşkil olunuyorlar. Maddece bir sayılabilirler. Farkları yalnız kaderin manevî yazısındadır.}
{(Haşiye-1): Evet bütün onlar dört unsurdan mürekkebdir. Müvellid-ül-mâ, müvellid-ül-humuza, azot, karbon gibi maddelerden teşkil olunuyorlar. Maddece bir sayılabilirler. Farkları yalnız kaderin manevî yazısındadır.}
Allah, her varlığa belli bir kemal ve hikmetle bir görev yüklemiştir. Varlıkların dünya hayatındaki ömrü bittiğinde bu kemal geriye alınmaz; onun meyveleri, sonuçları ve manevi anlamı devam eder. İnsan da dünyada edindiği manevi kazanımlarıyla ahirette bu kemalatın sonuçlarını görür. Örneğin, dünyada Allah’a şükreden ve O’nun nimetlerini bilinçle kullanan bir mümin, bu çabasının karşılığını ahirette cennet meyveleri ve nimetleri şeklinde alır.
Örnek:
Bir meyve ağacı düşünelim. Bu ağaç, dünyada meyve verir ve zamanı geldiğinde kuruyup yok olur. Ancak onun verdiği meyvelerin tadı, sağladığı faydalar ve insanlara sunduğu şifa, manevi olarak baki kalır. Aynı şekilde, mümin bir insanın dünyada şükrederek yediği bir meyve, ahirette cennette daha üstün bir şekilde karşısına çıkar.
Abstractist
@Abstractist
·
Hem madem Fâtır-ı Kerim, düstur-u kerem iktizasıyla bir şeye verdiği makamı ve kemali, o şeyin müddeti ve ömrü bitmesiyle, o kemali geriye almıyor. Belki o zîkemalin meyvelerini, neticelerini, manevî hüviyetini ve manasını, ruhlu ise ruhunu ibka ediyor. Meselâ: Dünyada insanı mazhar ettiği kemalâtın manalarını, meyvelerini ibka ediyor. Hattâ müteşekkir bir mü'minin yediği zâil meyvelerin şükrünü, hamdini; mücessem bir meyve-i Cennet suretinde tekrar ona veriyor. Ve şu hakikatta muazzam bir "Kanun-u Rahmet"in ucu görünüyor.
Hem madem Fâtır-ı Kerim, düstur-u kerem iktizasıyla bir şeye verdiği makamı ve kemali, o şeyin müddeti ve ömrü bitmesiyle, o kemali geriye almıyor. Belki o zîkemalin meyvelerini, neticelerini, manevî hüviyetini ve manasını, ruhlu ise ruhunu ibka ediyor. Meselâ: Dünyada insanı mazhar ettiği kemalâtın manalarını, meyvelerini ibka ediyor. Hattâ müteşekkir bir mü'minin yediği zâil meyvelerin şükrünü, hamdini; mücessem bir meyve-i Cennet suretinde tekrar ona veriyor. Ve şu hakikatta muazzam bir "Kanun-u Rahmet"in ucu görünüyor.