Abstractist

Madem Sâni'-i Hakîm her şey için o şeye münasib bir nokta-i kemal ve ona lâyık bir mertebe-i feyz-i vücud tayin edip ve o şeye, o nokta-i kemale sa'yedip gitmek için bir istidad vererek ona sevk ediyor. Ve bütün nebatat ve hayvanatta şu kanun-u rububiyet cari olmakla beraber, cemadatta dahi caridir ki; âdi toprağa, elmas derecesine ve cevahir-i âliye mertebesine bir terakkiyat veriyor ve şu hakikatta muazzam bir "Kanun-u Rububiyet"in ucu görünüyor.
Sayfa 48·Kitabı okudu
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Evrendeki her varlığın Allah’ın hikmet dolu yaratılış düzenine uygun şekilde bir göreve sahip olduğu anlatılmaktadır. Sâni'-i Hakîm, madenleri harekete geçirerek onları medeniyet seviyesine yükseltmiş ve insanlığa hizmet edecek şekilde düzenlemiştir. Madenlerin bu görevlerini yerine getirmesi, onların ilahi bir düzen içinde hareket ettiklerini gösterir. Benzer şekilde, bitkiler hayat kaynağı olarak yaratılmış ve hayvanlar ile insanlar için rızık olma görevine sahip kılınmıştır. Hayvanlar ise hem insanlara fayda sağlamak hem de yaratılışın bir parçası olarak rızık, hizmet ve denge unsurları olma görevindedir. Nihayetinde insan, bu yaratılış zincirinin en üst noktasına konumlandırılmış ve düşünme, kalp ve ruh gibi ince yapılarla donatılarak kemale ulaşma yolunda özel bir varlık kılınmıştır. Örneğin, madenler arasında yer alan demir, insanlar tarafından inşaat malzemesi olarak kullanılır ve medeniyetin inşasına katkıda bulunur. Bitkilerden buğday, temel bir gıda kaynağı olarak insan hayatında önemli bir yere sahiptir. Hayvanlar arasında bir inek, sütüyle insanlara rızık olurken, koyun yünüyle soğuktan korunmayı sağlar. İnsan ise bu yaratılış düzenindeki farklı unsurları birleştirerek medeniyetler kurar, bilim ve sanat üretir. Tüm bu süreçler, evrendeki her varlığın hikmetsiz yaratılmadığını ve her şeyin belli bir düzen içinde bir amaca hizmet ettiğini göstermektedir.

Abstractist

@Abstractist
·
Sâni'-i Hakîm, anasırı tahrik edip tavzif ederek (onlara bir ücret-i kemal hükmünde) madeniyat derecesine çıkarmasıyla ve madeniyata mahsus tesbihatları onlara bildirmesiyle ve madeniyatı tahrik ve tavzif edip nebatat mertebe-i hayatiyesinin makamını vermesiyle ve nebatatı rızk ederek tahrik ve tavzif ile hayvanat mertebe-i letafetini onlara ihsan etmesiyle ve hayvanattaki zerratı tavzif edip rızk yoluyla hayat-ı insaniye derecesine çıkarmasıyla ve insanın vücudundaki zerratı süze süze tasfiye ve taltif ederek tâ dimağın ve kalbin en nazik ve latif yerinde makam vermesiyle bilinir ki; harekât-ı zerrat hikmetsiz değil, belki kendine lâyık bir nevi kemalâta koşturuluyor.
Sayfa 47·Kitabı okudu
Sâni'-i Hakîm, anasırı tahrik edip tavzif ederek (onlara bir ücret-i kemal hükmünde) madeniyat derecesine çıkarmasıyla ve madeniyata mahsus tesbihatları onlara bildirmesiyle ve madeniyatı tahrik ve tavzif edip nebatat mertebe-i hayatiyesinin makamını vermesiyle ve nebatatı rızk ederek tahrik ve tavzif ile hayvanat mertebe-i letafetini onlara ihsan etmesiyle ve hayvanattaki zerratı tavzif edip rızk yoluyla hayat-ı insaniye derecesine çıkarmasıyla ve insanın vücudundaki zerratı süze süze tasfiye ve taltif ederek tâ dimağın ve kalbin en nazik ve latif yerinde makam vermesiyle bilinir ki; harekât-ı zerrat hikmetsiz değil, belki kendine lâyık bir nevi kemalâta koşturuluyor.
Sayfa 47·Kitabı okudu
Her bir zerre, yani atom veya madde parçacığı, Vacibü’l-Vücud’un (Allah’ın) varlığına ve birliğine iki şekilde şahitlik eder. Birincisi, zerrelerin kendi acziyeti ve küçüklüğüne rağmen çok büyük ve karmaşık vazifeleri yerine getirmesidir. Örneğin, fotosentez sırasında bir yaprağın içinde yer alan karbon, hidrojen ve oksijen atomları, güneş ışığını alarak kimyasal reaksiyonlarla bitkinin besinini üretir. Bu süreçte atomlar, büyük bir düzen ve hassasiyetle hareket eder. Aynı şekilde, insan hücresindeki atomlar DNA’nın kopyalanması, protein sentezi gibi karmaşık süreçlerde kusursuz bir uyum içinde çalışır. Bu kadar küçük varlıkların kendi başlarına bu görevleri yerine getirmesi mümkün değildir; bu düzen ancak Allah’ın ilim ve kudretiyle açıklanabilir. İkincisi, zerrelerin her girdikleri ortamda o ortama uyum sağlayarak hareket etmesi ve düzeni korumasıdır. Soluduğumuz havadaki oksijen atomlarının akciğerlere girip kana karışması ve tüm vücuda dağılması buna güzel bir örnektir. Aynı şekilde, yağmur damlasındaki su molekülleri toprağa düştüğünde bitki köklerine işler ve büyüme sürecine katkıda bulunur. Her bir atom, bulunduğu ortamın düzenine uygun hareket eder ve adeta oraya özel bir görevle gönderilmiştir. Bu da evrende her şeyin tek bir düzenleyici irade tarafından yönetildiğini gösterir.

Abstractist

@Abstractist
·
Herbir zerrede, Vâcib-ül Vücud'un vücuduna ve vahdetine iki şahid-i sadık vardır. Evet zerre acz ve cümuduyla beraber şuurkârane büyük vazifeleri yapmakla, büyük yükleri kaldırmakla Vâcib-ül Vücud'un vücuduna kat'î şehadet ettiği gibi, harekâtında nizamat-ı umumiyeye tevfik-i hareket edip her girdiği yerde ona mahsus nizamatı müraat etmekle, her yerde kendi vatanı gibi yerleşmesiyle Vâcib-ül Vücud'un vahdetine ve mülk ve melekûtun mâliki olan zâtın ehadiyetine şehadet eder. Yani zerre kimin ise, gezdiği bütün yerler de onundur. Demek zerre, -çünki âcizdir, yükü nihayetsiz ağırdır ve vazifeleri nihayetsiz çoktur- bir Kadîr-i Mutlak'ın ismiyle, emriyle kaim ve müteharrik olduğunu bildirir. Hem kâinatın nizamat-ı külliyesini bilir bir tarzda tevfik-i hareket etmesi ve her yere manisiz girmesi; tek bir Alîm-i Mutlak'ın kudretiyle, hikmetiyle işlediğini gösterir.
Sayfa 42·Kitabı okudu
Herbir zerrede, Vâcib-ül Vücud'un vücuduna ve vahdetine iki şahid-i sadık vardır. Evet zerre acz ve cümuduyla beraber şuurkârane büyük vazifeleri yapmakla, büyük yükleri kaldırmakla Vâcib-ül Vücud'un vücuduna kat'î şehadet ettiği gibi, harekâtında nizamat-ı umumiyeye tevfik-i hareket edip her girdiği yerde ona mahsus nizamatı müraat etmekle, her yerde kendi vatanı gibi yerleşmesiyle Vâcib-ül Vücud'un vahdetine ve mülk ve melekûtun mâliki olan zâtın ehadiyetine şehadet eder. Yani zerre kimin ise, gezdiği bütün yerler de onundur. Demek zerre, -çünki âcizdir, yükü nihayetsiz ağırdır ve vazifeleri nihayetsiz çoktur- bir Kadîr-i Mutlak'ın ismiyle, emriyle kaim ve müteharrik olduğunu bildirir. Hem kâinatın nizamat-ı külliyesini bilir bir tarzda tevfik-i hareket etmesi ve her yere manisiz girmesi; tek bir Alîm-i Mutlak'ın kudretiyle, hikmetiyle işlediğini gösterir.
Sayfa 42·Kitabı okudu