Hattâ denilebilir ki: Âlem-i bekanın ve ebedî cennetin bir sebeb-i vücudu, şu mahiyet-i insaniyedeki o şiddetli aşk-ı bekadan çıkan gayet kuvvetli arzu-yu beka ve beka için fıtrî umumî duadır ki Bâki-i Zülcelal o şedit, sarsılmaz, fıtrî arzuyu; o tesirli, kuvvetli, umumî duayı kabul etmiştir ki fâni insanlar için bâki bir âlemi halk etmiş.
Dünyada sun'î libasın hikmeti, yalnız soğuk ve sıcaktan muhafaza ve ziynet ve setr-i avrete münhasır değildir; belki mühim bir hikmeti, insanın sair nevilerdeki tasarruf ve münasebetine ve kumandanlığına işaret eden bir fihriste ve bir liste hükmündedir.
Koca Sa’d-ı Taftazânî gibi bir allâme, kırk elli sahifede ancak hallettiği sırr-ı kader ve cüz-i ihtiyarîyi; Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas’ın iki sahifesinde tamamıyla hem herkese bildirecek bir tarzda beyan ediyor. Eser-i inayet olmazsa nedir?”
Çünkü mesela, küre-i arz bir mahluktur, Cenab-ı Hakk'ı tesbih ediyor. Değil kırk bin, belki yüz binler baş hükmünde envaları var. Her nev'in, yüz binler dil hükmünde efradları var ve hâkeza...