Merve Avcı

Merve Avcı

, bir kitabı okumaya başladı
Saygın Ersin
9/10 · 2.014 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim

Merve Avcı

, bir kitap okudu
Puan vermedi·150 syf.·
4 günde okudu
·
2026 50. kitabı
Elena Ferrante
7.6/10 · 1.383 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2026 44. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 11:26
“Dokunmadan” bende uzun süre kalacak kitaplardan biri oldu sanırım. Konusu çok büyük olaylar üzerinden ilerlemiyor belki ama insanın içine sessizce yerleşen bir tarafı var. Adalet’in çocukluğundan taşıdığı o suçluluk hissiyle çıktığı yolculuk aslında geçmişe değil, kendi içineydi biraz da. Sayfalar ilerledikçe bir karakter okumaktan çok, insanın kendi kırgınlıklarını düşünmeye başladığı bir kitap hâline geliyor. Yazarın dili çok samimi geldi bana. Abartılı dramatik cümleler kurmadan insanın içini yorabiliyor. Özellikle yalnızlık, temas edememek, sevmekten korkmak gibi duyguları öyle doğal vermiş ki bazı satırlarda durup düşündüm resmen. Kitap boyunca herkes birbirine yakın gibi ama aslında aralarında görünmez duvarlar var hissi geçti bana. En sevdiğim taraflarından biri de buydu sanırım; olaydan çok his okutuyor. Bitince “şöyle oldu” diye anlatmıyorsun da, bıraktığı duyguyla kalıyorsun biraz. Bazı cümleleri direkt insanın içine oturuyor. “Birbirine dikkatle bakmayı becerenlerin, başka pusulaya ihtiyacı yoktu…” ve “Hayatı boyunca tüh’lerden kaçarken keşke’lere tutulmuş biriydim.” alıntıları mesela kitabın ruhunu çok güzel özetliyordu bence. Bir de şu cümle uzun süre aklımda kaldı: “Bir hayatım daha olsa, korkmadan dokunmak için yaşardım…” Sanırım kitap en çok bunu anlatıyor; hayata, insanlara, kendimize gerçekten dokunmadan yaşayınca eksik kalıyoruz biraz. Ben hem hikâyeyi hem de Nermin Yıldırım’ın kalemini çok sevdim. Duygusal olarak yormayan ama içten içe ağırlaşan kitapları sevenler bence çok sevebilir.
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,5bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 47. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 21:53
Jack London ile yıllar önce Beyaz Diş sayesinde tanışmıştım. Yaklaşık iki yıl önce okuduğum Martin Eden ise onunla aramda bambaşka bir bağ kurdu. Hatta o kadar etkilenmiştim ki ardından Beyaz Diş’i tekrar okumuştum. Şimdi ise yine bir köpeğin gözünden anlatılan Vahşetin Çağrısı ile geldim. Jack London’ın kalemi hakkında zaten söylenecek çok fazla söz yok. Onun kitaplarında sadece bir hikâye okumuyorsunuz; mücadeleyi, yoksulluğu, hayatta kalma savaşını ve insan doğasını da hissediyorsunuz. Vahşetin Çağrısı da tam olarak böyle bir kitap. Buck, sıcak bir yuvada, rahat ve huzurlu bir hayat sürerken bir anda kendisini acımasız bir dünyanın içinde buluyor. Kaçırılıyor, satılıyor ve hiç alışık olmadığı sert doğa koşullarında hayatta kalmaya çalışıyor. Açlığı, soğuğu, korkuyu ve mücadeleyi öğrenirken bir yandan da içinde saklı kalan vahşi ruhunu keşfediyor. Kitap ilk bakışta bir köpeğin hikâyesi gibi görünse de aslında insanlara dair çok şey anlatıyor. Güçlü olanın ayakta kalmaya çalıştığı bir dünyayı, hırsı, sadakati, dostluğu ve hayatta kalma içgüdüsünü Buck üzerinden okuyoruz. Jack London’ın kendi hayatındaki mücadelelerin izlerini de satır aralarında görmek mümkün. Benim en sevdiğim taraflarından biri ise Buck’ın sadakati oldu. Kitabı okurken ister istemez insanlarla hayvanlar arasındaki bağı düşünüyorsunuz. Bir canlının sevgi, bağlılık ve güven duygusunun ne kadar güçlü olabileceğini bir kez daha hatırlatıyor. Vahşetin Çağrısı kısa ama etkisi uzun süren kitaplardan biri. Sayfa sayısı az olsa da içinde birçok duygu ve düşünce barındırıyor. Ben okurken o soğuğu, zorlu yaşam koşullarını ve mücadeleyi hissettim. Jack London’ın kitaplarında çok sevdiğim şey de bu zaten; okuru sadece hikâyeye değil, yaşananların tam ortasına götürebilmesi. Beyaz Diş, Martin Eden ve şimdi
Vahşetin ÇağrısıJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202443,2bin okunma