Emine Işınsu’nun kalemiyle daha önce Çiçekler Büyür’ü okumuş ve derinden etkilenmiştim. Azap Toprakları da aynı etkiyi bıraktı bende. Sayfalar ilerledikçe anlatılan acılar bir romanın kurgusundan çıkıp gerçek insanların yaşadığı hayatlara dönüştü.
Bu kitabı okurken yalnızca bir hikâyeye tanıklık etmedim; yurtlarından koparılan, kimliklerini korumaya çalışan insanların sessiz mücadelesini de hissettim. Korkunun, belirsizliğin ve çaresizliğin satırlara nasıl sindiğini görmek insanın yüreğini burkuyor.
Belki de kitabın beni bu kadar etkilemesinin sebeplerinden biri Bulgaristan göçmeni bir aileden geliyor olmam. Göçün, geride bırakılanların ve köklerinden koparılmanın ne demek olduğunu aile büyüklerimin anlattıklarıyla büyüyerek öğrendim. Bu yüzden romandaki acılar bana hiç yabancı gelmedi; bazı satırlarda kendi geçmişimizin izlerini gördüm.
En çok da insanların sadece evlerini değil, hatıralarını, alışkanlıklarını ve hayatlarının bir parçasını geride bırakmak zorunda kalmaları içime dokundu. Çünkü göç bazen bir yer değiştirmekten çok daha fazlasıdır; insanın kalbinden bir parçanın eksilmesidir.
Emine Işınsu bu eserinde yalnızca bir dönemi anlatmıyor, unutulmaması gereken acıları da geleceğe taşıyor. Çiçekler Büyür nasıl uzun süre aklımdan çıkmadıysa, Azap Toprakları da ciğerime işleyen kitaplardan biri oldu.
Kitabı kapattığımda içimde derin bir hüzün vardı. Ama aynı zamanda bu hikâyelerin anlatılmaya ve hatırlanmaya devam etmesi gerektiğini düşündüm. Çünkü bazı acılar unutuldukça değil, hatırlandıkça anlam kazanır.
Azap TopraklarıEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 2012917 okunma