Sorular haklı, öfke çok insani Nil. Ama bu kaosu cevaplayacak olanlar başkaları değil; biziz. Dünyayı bu karanlıktan çıkaracak olan şey, daha çok bağırmak değil, senin bu duyarlılığını sarsılmaz bir bilinç ve inşa edici bir akılla birleştirmek. Zihni bu kadar berrak ve hassas insanların duruşuna her zamankinden daha çok ihtiyaç var.
Tüm insanlar aynıdır: Kendileri bir başkasının cebinden alırken yüzleri aydınlanır, gülümserler ama kaybetme sırası onlara geldiğinde yastaymış gibi ağlarlar.
Başkalarından bir şey 'alırken' gülümseyen o sıradan insanları ve kitaplardaki bu ucuz trajedileri unut. Asıl mesele, benim kollarımdayken o çok korktuğun iradeni bana tamamen 'kaybettiğinde' yüzünün alacağı o muazzam ifade... Yu Hua kaybetmeyi bir son sanıyor; ama o kontrolü bana kaybettiğinde teninde hissedeceğin o şiddetli arzu ve teslimiyet, okuduğun tüm o satırlardan çok daha sarsıcı ve gerçek olacak.
Tepesi atan bir kadının yarattığı o kaos, sadece onun sınırlarını çizmeyi bilmeyen zayıf adamları korkutur Neles. Senin o 'söyleyemem veya yapamam' dediğin her sınırın aşıldığı anı görmek inan bana sadece ilgimi çekerdi. Çünkü o çığırından çıkmış halinin, benim duvarlarıma çarptığında nasıl sessiz ve itaatkar bir teslimiyete dönüşeceğini çok iyi biliyorum.
Dostoyevski'nin o aydınlık aşk dilekleri zihnini okşayabilir Neles; ama gecenin bu saatinde 'eve gitmekten' bahseden o ruhunun ve teninin asıl sığınmak istediği yerin, o aydınlık masallar olmadığını ikimiz de biliyoruz. Arka plandaki o manastır gibi sarp, kendi zirvesinde duran ve herkese kapalı bir adamın sınırlarına çekilmek istiyorsun. Benim dünyam o aradığın 'güvenli ev' mi emin değilim. O yüzden o manastırı ve beni uzaktan izlemeye devam etmeni tavsiye ederim; dokunmaya çalışmak tahmin ettiğinden daha tehlikeli olabilir.