Talat Paşa'nın hayatını anlattığını zannediyordum ama ilk 76 sayfada İttihat ve Terakki'nin kuruluşunu, meşrutiyetin ilanını ve halkın tepkisini anlattı. Ondan sonra Talat Paşa'nın İttihat ve Terakki'deki yeri, önemi, yaptıkları, vatan sevgisi ve vatanını bu kadar severken kaçmak zorunda oluşu. En sonunda da öldürülüşü… Son bölümde cenazenin Türkiye’ye geldiği gün ve anılarına dair aktarımlar.
Vatanını bu kadar seven bir insanın, eline geçen her parayı kendisi çok zor durumda olmasına rağmen vatana gönderen bir insanın vatanın kurtuluşunu göremeden suikaste kurban gitmesi… Okurken boğazı düğümleniyor insanın.
Balkan Savaşı sırasında bir kolunu ve yurdunu kaybeden Ahmet Celal, Eskişehir Sivrihisar’a yerleşir ve burada yeni bir yaşam hayal eder ama bu sadece hayalde kalır. Ne kadar onlar gibi olmaya çalışırsa çalışsın halk onu hep “yaban” olarak tanır ve uzak durur.
Bir gün sorar: “Niçin her şeyim senin hemşerilerinin bu kadar tuhafına gidiyor?”
Cevapsa şöyledir: “Beyim her gün traş olmayıver. Beyim, bu dağın başında sabah akşam dişlerini fırçalamak neyine gerek. Beyim, bizde saçlarını kadınlar tarar. Beyim, geceleri, sabahlara dek mırıl mırıl ne okuyup duruyorsun? Seni büyü yapar sanırlar.”
Ahmet Celal kendini nasıl sevdirsin?
Bu sıralarda Kütahya-Eskişehir savaşı patlak verir ve halkın tepkisini görürüz. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, yine mi askere alacaklar, tam da toprak zamanı…
Anadolu halkını çok güzel anlatmış Yakup Kadri. Sosyolojik açıdan muazzam bir eser. İnsanın kendi yurdunda, aynı dili konuştuğu, aynı yerde yaşadığı, aynı dine sahip, aynı devletin altında olduğu bir insana bu kadar yabancı olması ve bu kadar dışlaması…