Kavram, toplum–kültür tarihi itibâriyle, esâsta, tecrübeden kaynaklanmakla birlikte, kişinin kendi yaşama dönemi içerisinde bahsi geçen temelden uzaklaşmıştır artık. İdrâkötesi salt düşünme dediğimiz soyut birimler üstüne yahut onların arasındaki bağlara ilişkindir. Bu itibârla kavramsal düşünme ve daha ötesi tefekkür, çok önemli ölçüde tasavvurdan bağımsızdır. Kısacası, ‘kavram araştırması’ demek olan ‘felsefe’nin oluşturduğu, ve insanın başarabildiği en geniş boyutlu yapı, ‘sistem’dir. ‘Felsefe sistemi’, dayandığı belli bir ‘bilimin teorileri’ yoluyla ‘vakıa’lar veya ‘vaka’lar zemînine indirilebilinir. Sistemin yüreği ‘metafizik’tir. Orada daha ziyâde araştırma sürecinde bilimin cevap getireceği sorular belirlenir. Bu da bize felsefe sisteminin gelişmeye açık bir yapı olduğunu gösterir. O, bu temel özelliğine aykırı bir tavırla belirlediği sorulara, bilime doğrudan doğruya başvurmaksızın, cevap getirmek emeline yeltenir de, bulduğu karşılıkları sarsılmaz, kesin doğrular olarak kabul ederse, ‘kapalı sistem’e dönüşür. İşte, sarsılmaz, kendilerinden artık şüphe duyulmayacak derecede kesin doğrular olarak kabul olunan fikrî değerlere ‘dogma’ denir. Dogmalardan örülü fikir şebekesi ‘öğreti’dir. Düşüncelerin belirlediği davranışlarımıza, hâl ile hareketlerimize ‘eylem’ diyoruz. Şu hâlde, bilinçsizce yapılan insan hareketleri eylem olarak nitelenemezler. Görüldüğü gibi, eylem, insana mahsus hâl, hareket ile davranıştır. Belli bir öğreti, belirli bir toplumu oluşturan ‘yediden yetmişe’ her bireyin tüm eylemleri ile yaşantılarını tayîn edip biçimliyorsa, ona ‘ideoloji’ denir.
Demekki ideoloji, bir toplumu baştan aşağıya belirlemek iddiasını taşıyan kapalı bir ‘spekulativ metafizik sistem’dir. Yapısı ile özelliği gereği ‘dogma’, ‘imân’ın; ‘ideoloji’ de, ‘din’in mantıkca