Babası ona Zübeyde Hanım Doğumevinde ihtilalden sonraki 28 mayıs Cumartesi günü doğduğunu bir seferinde anlatmıştı. Öyle siyasetle ilgili bir adam değildi, kalın sesli bir askerin “dün gece yarısından itibaren bütün Türkiye'de ordu idareyi ele almıştır. Hiç kimsenin sokağa çıkmamalarını rica ederiz.” dediğini radyodan işitmiş, ertesi gün hastaneden ayrılamamış sonraki günlerde ise memleketin her yerinde bir sürek avı başlatılmış, bizde çok padişah sadrazam vezir paşa darbelerden sonra hakkın rahmetine kavuşmuştur, sıcak yatağında ölen pek bulunmaz demişti babası. Geçmişte yüz karası günler var evladım.. Cumhurbaşkanı Başbakan Bakanlar milletvekilleri partiye uzaktan yakından selam veren herkes cezaevlerine konulur, yer sıkıntısı olduğunda içerdekilerin bir kısmı salıverilir, dışardakiler içeri alınır kör dövüşü sürüp gider… asker sürü gibidir komutanlarının haklılığını ispat etmek için ölür öldürür böyle yetiştirilmiş, gazete manşetleri onlar için delil sayılır olayları araştırmazlar dedikodular onları yönlendirir hayatları kışlanın duvarlarını aşmaz başka bir şey görmediklerinden tek rengi haki zannederler, O yüzden de halkla iç içe yaşamalarını engellemek için komutanları ellerinden geleni yaparlar hayatları askeri okul kışla orduevi lojman kantin arasında geçer gider, dış dünya ile tek bağlantıları radyo ve gazeteler... gazetelere hakim olan askerlere de hakim olur... zamanında cuntacılar ihtilalden önce açığa çıkmışlar fakat mahkemede şikayet eden subay iftiradan tutuklanmış, şikayet edilenler beraat etmiştir.
Yurt dışına gittiklerinde gelişmiş ülkelerin uçaklarına toplarına tüfeklerine kışlalarına ordu evlerine üniversitelerine fabrikalarına hayranlıktan kendilerini yer bitirirler uyanıkların açık hedefi olurlar
bütün bunlar turistik bir gezi