Elif Derya Gümüş

Maddeden manaya tefekkür
10/10
·152 syf.··
2026 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2026 23:22
Mem û Zin, Kürt edebiyatının dünyaya bıraktığı en büyük miraslardan biri. 1393 civarında Cizre’de yaşanan bu olay, beşeri aşkın nasıl ilahi bir aşka dönüştüğünü anlatıyor.Ahmed-i Xani' nin bu eseri mesnevi tarzında yazılıyor. Daha sonra romanlaştırılıyor. Maalesef dünyada bir Romeo ve Juliet veya Leyla ile Mecnun kadar bilinmiyor ama hak ettiği değer çok daha fazla. Birçok dilde şerh edilmiş olan bu eser, benim için, dünyevi olandan kopup manaya ulaşmanın bir yolu oldu. Kavuşma ümidinin müjdelendiği an, acıyla harmanlanmış bedenlerin bu müjdeye tutunamayıp teslim oluşu, acının sürekliliğinin insanı getirdiği farklı bir mertebeyi gösterir. Uzun süre acıyla yoğrulan ruh için, acının yok olma ihtimali bile sarsıcı bir sondur. Çünkü insan, bazen acısıyla var olduğunu hisseder ve o acı çekildiğinde ruhun bu dünyadaki dayanağı da yok olur. Günümüzün günübirlik, sığ duygularının gölgesinde kalanlar için bu imkansız bir muamma olsa da, gerçek aşka talip olanlar için yok oluş değil ,aslında hakikate kavuşmadır. Şu an hissettiklerimi kelimelere sığdıramam. Gökyüzü ve yerküre, insan elinden çıkma bunca acı, mazlumların bunca feryadı karşısındaki bu dimdik duruşunu nasıl koruyabiliyor anlayamııyorum. Doğanın bunca beşeri acıya, yıkıma, karşı bu vakur duruşu yanında, insanların bu kadar zalim , merhametsiz ve madde dünyasına hapsolmuş olması gerçekten çok acı. Bu kitabı bitirdikten sonra içimde öyle bir yangın oluştu ki, bazı çaresizliklerin tek tesellisinin gözyaşları olması insanoğlu için ne büyük acziyet oluyor ve bu teselliyi sadece küçük bir esinti gibi hissediyorsunuz. Bu eser, günümüzün gelgeç aşklarının anlayamayacağı kadar derin bir şaheser. Özellikle aşıkların mana alemine yükseldiği o son yirmi sayfa gerçekten tarif edilemezdi. Hele Ahmed-i Xani’nin kalemle olan
Duygu ve Düşünce
Mem u ZinMuhammed Said Ramazan el-Buti · Kent Işıkları Yayınları · 20221,021 okunma
Reklam
Bir Dilin Kaderine Yazılmış Bir Ömür: Mehmed Uzun
10/10
·391 syf.··
2026 10. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 00:45
Sürgün edebiyatının usta yazarı, bu kitapta yazma serüvenini anlatıyor ama ben çok istesem de, ne yazarsam yazayım bu kitabı tam anlatamayacağım. Hep en çok etkilendiğim bütün kitaplardaki gibi, sanki ne desem eksik kalacak... Mehmed Uzun’un kitaplarında hep bir gerçeklik var. Sanki roman değil de onun anı defterini,hatıralarını, hayatının özetini okuyorum. Daha önce yasaklanmış neredeyse bütün romanlarını okudum. Onun tek derdinin Kürt diline ve kültürüne sahip çıkmak, onu yaşatmak olduğunu biliyorum. Bu kitapta da bunu yaparken neler yaşadığını, neler hissettiğini anlatıyor. Bir yanda dış dünyanın kurduğu o “yapay” düzen. Anıtlar, heykeller, ideolojiler…Onun, bunlara inat sığındığı yer bambaşka: Sözler, hikâyeler, anlatılar…Fakat bir gün dedesi: "Uzak çok uzak ama beni iyi dinle ve şimdi söyleyeceğimi asla unutma. Senin şu karşımızdaki gökkuşağına, o canlı renklere ulaşman lazım. Ben ulaşamadım, babana hep söylüyordum heyhat! O da ulaşamadı fakat senin mutlaka ona ulaşman lazım" dediği cümleler, Ruhun Gökkuşağına ulaşması; sözlü anlatım geleneğinin artık yazıya geçirilmesi gerektiğiydi. Bu dedesinin sadece bir hayali , vasiyeti değil ; Kürt kültürünün , Kürt dilinin devam etmesi için yapılan bir çağrıydı. Ama o dönemin Türkiye'sinde bu çok da kolay bir şey değildi. Bunun için tek kelime Türkçe bilmeden okula gidip okuma yazmayı öğrenmesi gerekiyordu. Ama daha ilkokulun ilk günü, Türkçe bilmediği için öğretmeninden tokat yemesi onu Türkçeden uzaklaştırmıştı. Bunu okuyunca içim gerçekten o kadar acıdı ki... İnsan anadilinden bu şekilde koparılmaya çalışılınca ne hisseder… Bu yüzden Türkçeye küsüyor. Yıllar sonra Yaşar Kemal’in "Teneke" kitabıyla tekrar bir yakınlık hissediyor . Türkçeyle yıllar sonra barışması gerçekten dokunaklıydı. Yazarlık sürecini tüm
Duygu ve Düşünce
Ruhun GökkuşağıMehmed Uzun · İthaki Yayınları · 2013907 okunma
Kaçınılmaz son ve İmkansız Bir Aşkın Hikayesi
10/10
·360 syf.··
2026 5. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 01:01
Örgüler düşüyor toprağa; toprak ayrılıyor, uçurumlar oluşuyor... Daha ilk sayfadan anlaşılıyordu: Bu, baştan sona sonu bilinen bir hikâyeydi. Kader, daha ilk sayfadan kendini belli etmişti. Bu kitap yaşanacak olanı bilerek okunan bir trajediydi. Baz ( Şahin)... Kaderi kötü Baz. Yalnız başladığın hayata yalnız veda ettin. Adın gibi hep yüksekteydin ama yalnızdın. Ve Kevok ( güvercin)… Nazenin Kevok. Keşke bir soluk da kendin için alsaydın; keşke bu kadar korkmasaydın yaşayamamaktan. Ama kim korkmazdı ki ölmekten. Herkes gibi sen de gittin. Gidişin, hak edilmemiş bir ölümdü. Kefenin ay ışığı... Baz’a “ihanet etti” diyecekler. Vatana, millete, askerlik görevine… Ama Baz, aslında yaşamaya ihanet etmeyi reddetmişti. Ölmekten değil; öldürmekten, yalan bir hayatı sürdürmekten yorulmuştu. Tükenmişti. Kevok, onun kalbinin son isteğiydi. Aşık oldu. Onun da kefeni ay ışığı... Kevok bu aşka delidolu bir teslimiyetle yaklaşmadı. Ama karşılık verdi : Fırsatı varken öldürmeyerek, Baz'ın evinden gitmeyerek. Kevok’un elleri düşmana uzandı. Düşman, dost oldu.Bu bana edebiyattaki diğer imkansız aşkları hatırlattı. Zıtlıkların birbirini çektiği, ağır bedellerin ödendiği...Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Mem ile Zin… Ve Baz ile Kevok. Bu aşklar gibi onlarınki de yorgun, buruk ve çaresiz. Birbirine muhtaç iki hayattı.. Kin, intikam, nefret, ölüm, esaret . Hepsi aynı halkada, aynı kader çemberinde dönüyor. Sevda kendisini bu çemberin içinden kurtarmaya çalışıyor. Dağlar ülkesinde aşk, yitik aşk, bu coğrafyanın alın yazısıydı. İki ayrı dünyanın birbirini sevmesi, karanlık bir yola girmek gibiydi. Aşk böyle bir yolda katlanılırdı, yaşanmazdı ki... Şimdi ikisinin de kefeni ay ışığı ; ne karanlık, ne aydınlık... Okurken gözlerim hep doluydu. İlk sayfadan son sayfaya kadar içimde
Duygu ve Düşünce
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi KaranlıkMehmed Uzun · İthaki Yayınları · 202010,9bin okunma
10/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 23:36
Nazan Bekiroğlu’nun ilk kez bir kitabını okudum, anlatısına hayran kaldım. Dili o kadar kendine çekiyor ki muhteşem kurgusu, detayları ayrıca kitabın kısa kısa bölümlerden oluşması, kitabı daha da keyifli ve akıcı yapıyor. Nar Ağacı yaşanarak yazılan bir kitap. Yazar fotoğraf karelerine bakarak birbirinden ayrı hayatların dünyasına gidiyor. Gelecekten geçmişe giden( kendi deyimiyle) bir Kasandra oluyor...Yalın, gerçekçi anlatımıyla İstabuldan İran'a, Tebriz, Tahtı Süleyman'a, Bakü, Trabzon' a kadar giden gölgesiyle birlikte bizi de anlamlı bir hikayenin yolculuğuna çıkarıyor. Karakterlerin hayal kırıklıkları, acıları kimseyi rahatsız etmeden yaşanıyor. Kimse kaderle yumruklaşmıyor; herkes onunla yan yana yürümeyi, kaderiyle yaşamayı öğreniyor. Karakterler nar taneleri gibi dağılsada en çok dağıldıkları yerlerden öğreniyorlar yaşamayı...Hayatın her zaman telafi etmediğini ama yine de insanı bütünüyle de yarım bırakmadığını hissettiriyor... Sanırım şu zamanda insanın meselesi çok da mutlu olmak değil artık, nar taneleri gibi bütün bütün dağılmasına, yaşadığı bütün kayıplara rağmen kendini toplayabilmek taşıyabilmek..Osmanlının çöküş dönemini, Balkan Harbi'ni,göçü, muhacirliği, Bolşevik ihtilallerini yaşanan her şeyi iliklerime kadar hissettim. Etkisi bitmedi, sanırım uzunca bir süre unutamayacağım kitaplar arasına da girdi.
Duygu ve Düşünce
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202534bin okunma
Yokuş Yukarı İstanbul ♡
9/10
·112 syf.··
2025 23. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Ekim 2025 23:43
Kitap gezi olaylarının yaşandığı bir zaman diliminde gerçekleşen olayları, gündelik hayatları dokunaklı bir dille anlatan kısa kısa hikayelerden oluşuyor. Hepsi bir yerde geziye bağlanıyor bütün hikayelerde gezi ile ilgili bir durum geçiyor. Çok sıcak çok samimi bir dil kullanılmış. Bu kadar duygusal, kalbe dokunan, derinlikli bir kitap okuyacağımı düşünmemiştim. Çok sevdim...
Duygu ve Düşünce
Yokuş Yukarı İstanbulSibel Öz · Nota Bene Yayınları · 201519 okunma
Reklam