Bruce Davy Jones

Nice limanlara yanaşacak gemiler var elbette, ama hiçbiri hayatın ıstırap vermez oldugu limana varmayacak, her şeyi unutabileceğimiz bir rıhtım da yok.
Yalnızlık
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kaç gece daha yalvarılır bir mucize için? Kaç gece daha bir şans ister insan gökten? Kaç gece daha sorgulanır hayat? Kaçıncı gece bu uyuyamadığım Dikmişim gözlerimi, sert sert bakıyorum Sorma nedenini, ben ne şanslı doğanım Ne şanslı ölen. El içlerimdeki nasırlarımdan tanı bahtımı Bana sorma mutsuzluğumun sebebini Ben ne pesimistim, ne sevda çiçeği Saymadım kaç yüze gülüp kaçtığımı Saymadım kaç defa çelme takıldığını Ve zor günlerim oldu mapushane uçlarında Dört tarafından kilitlenmiş kafamda, Prangalar zincirli tüm fikirlerimde Kaç gece yalvarırsın bir pivot arasında? Yalvardım tanrıya, bir defa yüzüme gül diye Yaş oldu kırk, yolun yarısı çoktan geçer Ne bahtıma var yeni yazı, ne yarınıma gülen Bir umuttur insanın dayandığı Bir kara topraktır unutup baktığı Ne aşktır, ne maldır ne de mülktür dilediğim Seyran edip şu dünyada gezer iken Bir kayadır ayağımın takılmadığı Bir yoldur bacaklarımın kırılmadığı
Şiir
6/10
·384 syf.··
2024 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2024 00:00
Genel itibarıyla distopik romanlarda karakterler direkt olarak böyle bir dünyanın içinde var olurlar. Fakat bu romanda karakterler distopik bir dünyaya doğmayıp, halihazırda tanıdığımız, bildiğimiz dünyadan distopik evrene bir geçiş aşamasında yer alıyorlar. Bilindiği üzere iyi ya da kötü olsun her işin her zaman en baskıcı, en zorlayıcı kısmı düzenin değiştiği geçiş aşamasıdır. Romanda geçen Lydia Teyzenin de dediği gibi “Siz geçiş neslisiniz. En güç durumda olan sizlersiniz. Sizden sonra gelenler için daha kolay olacak”. Çünkü sonra gelenlerin özleyip yad edebileceği bir geçmişi olmayacaktır. Roman; sevmek, sevilmek, nefret etmek, aşık olmak, denemek, başarmak, istemek ve yapmak gibi eylemleri; yani var olmayla beraber kazanılan öz hakları tatmış kadınların birden bunlardan koparılarak, irade ve özgürlüklerine son verilerek birer doğum makinesine, birer köleye dönüştürüldüğü, toplumun sınıflara bölündüğü ve ülke yönetiminin Gilead adı verilen teokratik ve totaliter bir rejime ait olduğu bir “geçiş aşamasını” bizlere anlatmaktadır. Bu geçiş aşamasında kadınlar Eşler, Marthalar, Teyzeler, Damızlık Kızlar, Ekonokadınlar ve Gayri-kadınlar olmak üzere altı gruba; erkekler ise Komutanlar, Gözler, Muhafızlar ve Melekler olmak üzere dört gruba ayrılmıştır. (En azından ben böyle anladım) Eşler, Komutan karılarıdır ve mavi elbise giyerler. En rütbeli kadın sınıfıdır. Marthalar, kısır ya da yaşlı olmasından ötürü doğum yapamayan kadınlar olup yeşil renk elbise giyerler. Ev işleri ile ilgilenen hizmetçi sınıfına aittirler. Teyzeler, Damızlık Kızlar’ın eğitilmesinden sorumlu olan öğretmen kadınlardır ve kahverengi renk elbise giyerler. Damızlık Kızlar, Gözler tarafından sürekli izlenen, okuması yazması yasak olan, isimlerinin kullanılmasına dahi izin verilmeyen, Kırmızı
Damızlık Kızın ÖyküsüMargaret Atwood · Doğan Kitap · 201914,6bin okunma
Demokrasi
Her ne kadar antik demokraside sadece erkeklerin yurttaş olarak temsil edildikleri ve bu yüzden günümüz demokrasi kavramından farklı ve sınırlı olduğu ortadaysa da, Atinalıların bu kısıtlı demokrasiye kralları, aristokratları ve tiranları devirerek ulaştıkları düşünüldüğünde "demokrasiye" ulaşılan yolda küçümsenmeyecek adımlar atıldığı görülmektedir. Fakat şurası da unutulmamalıdır ki demokratik yönetim her zaman yüceltilen ve gıpta ile bakılan bir yönetim şekli değildi. Demokrasinin; Herodotos, Perikles, Sokrates gibi taraftarları varsa da Aristophanes, Ksenophon, Platon, Aristoteles gibi güçlü muhalifleri de vardı. Demokrasiye karşı olanlara göre ancak soylular, zenginler ve eğitimliler devleti iyi bir şekilde yönetebilirdi; devlet yönetimi cahil halk tabakasına ya da "ayaktakımına" bırakılamayacak kadar ciddi bir işti. Bu nedenle demokrasi karşıtı aydınlarda, demokratik yönetimin (demokrasinin) zamanla “okhlokratia” denen "avam yönetimine" dönüşerek dejenere olacağı endişesi vardı; nitekim Atina'da, halkın iradesinin her şeyin üstünde olduğu düşüncesiyle, bazı yanlış kararlar alınmış olduğu da vakidir.
Düşünce