Genel itibarıyla distopik romanlarda karakterler direkt olarak böyle bir dünyanın içinde var olurlar. Fakat bu romanda karakterler distopik bir dünyaya doğmayıp, halihazırda tanıdığımız, bildiğimiz dünyadan distopik evrene bir geçiş aşamasında yer alıyorlar.
Bilindiği üzere iyi ya da kötü olsun her işin her zaman en baskıcı, en zorlayıcı kısmı düzenin değiştiği geçiş aşamasıdır. Romanda geçen Lydia Teyzenin de dediği gibi “Siz geçiş neslisiniz. En güç durumda olan sizlersiniz. Sizden sonra gelenler için daha kolay olacak”. Çünkü sonra gelenlerin özleyip yad edebileceği bir geçmişi olmayacaktır.
Roman; sevmek, sevilmek, nefret etmek, aşık olmak, denemek, başarmak, istemek ve yapmak gibi eylemleri; yani var olmayla beraber kazanılan öz hakları tatmış kadınların birden bunlardan koparılarak, irade ve özgürlüklerine son verilerek birer doğum makinesine, birer köleye dönüştürüldüğü, toplumun sınıflara bölündüğü ve ülke yönetiminin Gilead adı verilen teokratik ve totaliter bir rejime ait olduğu bir “geçiş aşamasını” bizlere anlatmaktadır.
Bu geçiş aşamasında kadınlar Eşler, Marthalar, Teyzeler, Damızlık Kızlar, Ekonokadınlar ve Gayri-kadınlar olmak üzere altı gruba; erkekler ise Komutanlar, Gözler, Muhafızlar ve Melekler olmak üzere dört gruba ayrılmıştır. (En azından ben böyle anladım)
Eşler, Komutan karılarıdır ve mavi elbise giyerler. En rütbeli kadın sınıfıdır. Marthalar, kısır ya da yaşlı olmasından ötürü doğum yapamayan kadınlar olup yeşil renk elbise giyerler. Ev işleri ile ilgilenen hizmetçi sınıfına aittirler. Teyzeler, Damızlık Kızlar’ın eğitilmesinden sorumlu olan öğretmen kadınlardır ve kahverengi renk elbise giyerler. Damızlık Kızlar, Gözler tarafından sürekli izlenen, okuması yazması yasak olan, isimlerinin kullanılmasına dahi izin verilmeyen, Kırmızı