Elif Şafak'in ülkemizde hep linç yemesine rağmen seviyorum okumayı yazarı. İdeolojisi ve fikirlerinden dolayı linclemek için önce bu kadın kadar birikimli ve Türkçe dilini bu kadar mükemmel kullanabilmek lazım önce. Yazdığı her kitapta ne kadar entelektüel biri olduğunu yadsiyamayiz tıpkı Havva'nin Üç Kızı kitabında olduğu gibi.
Kitap tek bir karakter yani Peri'nin etrafında dönüyor gibi görünse de farkli din, inanç ve kültürleri birleştiriyor, daha doğrusu birleştirmeyi amaçlıyor. Herkes kendine göre haklı, dindar olan da, inançsız olan da kendini arafta hisseden de hep haklı. Ama bunca farklılığa rağmen birbirimizi kırmadan ve karşı tarafı ikna etmeye çalışmadan kendi dusunclerimizi savunmak, korkmadan dile getirmenin de imkansız olmamasi gerektiğini bu kurguda yazar çok güzel anlatmış bence.
Hikayede eksik kaldigini düşündüğüm bazı noktalar varsa da ben çok sevdim kitabı. Gayet keyifle okudum altını çize çize. Okumayip da kararsız kalanlara da kesinlikle öneririm. Ve benim okumama vesile olduğu için de Albayım e teşekkür ediyorum. Onun vesilesiyle okdugum ilk kitap değil, son kitap da sanırım olmayacak
Burada okuma kayıtlarına aldığım kitaplar dışından onlarca kitap okudum. Fakat Zorba hayatımda okuduğum en güzel eserler içerisinde kesinlikle ilk beşte yer alacak düzeyde mükemmel bir kitaptı. Kitabın dili o kadar akıcı ki okurken kahramanlar gibi ansızın kahkaha atmanız çok olasıdır. Okurken çok fazla alıntı yazmış olsam bile bazen kitabın hepsini paylaşasım geliyordu. Kürtlerden, Türklerden bahsetmesi, ansızın ''İki keklik bir kayada ötüyor'' diye şarkıya girmesi kitabı gerçek bir dost olarak hissettirdi. Varoluşun ve hayatın anlamını sorgularken cümleler inci gibi dizilmiş, iki dostun samimi sohbeti, ruhunuzu sıkmadan, gerçek hayatta olduğu gibi dostlarımızı kusurlarıyla kabul edip, anlama çabamızı birebir göstermesi benim nazarımda çok ama çok kıymetliydi. Ve kaçınılmaz son olan ayrılık!! Bazı insanlar ne kadar sevse de vedaları gerçekten beceremez. ki bence uzun uzadıya oturup vedalaşmak da mümkün değildir. Bazı şeyler eksik kalmalıdır. Bazı sözler söylenmemeli, bazı göz yaşları orada dökülmemelidir. Yazarımız da Zorba'dan ayrılınca bazı sözleri saklı kalmış, bazı kelimeleri boğazından çıkamamıştır. Çünkü ayrılık böyledir. Eserin sonuna gelecek olursak spoiler vermeden ebedi ayrılığın yer aldığını söylesek yeterli olur. ve o ayrılık gözlerinizden yaşlar akıtabilir. Zorba gibi candan olan ve hayat boyu yanımızda duran, varlıklarıyla hayatımızı güzelleştiren tüm dostlara selam olsun.
Artık uzaktaki dostlarımız için çok güzel bir davet mesajımız var. '' Çok güzel bir yeşil taş buldum. Hemen çık gel.''
( İncelemeler insanın kişisel düşünceleridir ama bir kitap hakkında aynı duyguları içeriyor ve aynı düşünceleri beslemişseniz farklı birşeyler yazmaya gerek kalmıyor bazen. Bu güzel inceleme için Hamit Yatçi hocama Teşekkürler.
Albayım )
Hakan Günday'ın sıfır kilometre kitabı. Aldığım kitapçı heyecanla bu kitabı o kitabevinden alan ilk kişi olduğumu söyledi. Ben de aynı heyecanı paylaşayım, dedim ama olmadı.
Elimdeki kitabı bitirir bitirmez başladım kitaba. Başlar başlamaz da bitirdim.
Ben Hakan Günday'ın Kinyas ve Kayra'dan beri aynı kitabı yazdığını düşünüyorum. Yani yazdığı bütün kitaplar Kinyas ve Kayra'nın devamı gibi.
Bu kitapta da bir Kinyas ve Kayra öyküsü var zaten.
Kitap yazarın bazı öykü seçkilerinde, fanzininde ve Ot Dergi'sinde yayımlanmış yazılarından oluşuyor. Dolayısıyla ben bu öyküleri ilk kez okumuş oldum. Zira Ot, Kafa, Kafkaokur, Bavul, Çuval, Masa, Zemberek, Pösteki, Çalar Saat, Gergedan, Köstebek gibi dergiler okumuyorum. ( Bazı dergi isimlerini uydurmuş olabilirim ama boyama kitabı gibi dergi çıkarmak isteyen arkadaşlar benim bulduğum isimleri gönüllerince kullanabilirler.)
Çok kötü bir kitap diyemem. İçinde çok vurucu öyküler vardı. Ama bana yeni bir şey anlatmadı.
Kinyas ve Kayra okudum bir kez daha.