Kısa bir aradan sonra, sanırım yaklaşık 4 yıllık bir ara, herkese selamlar. 1984... Orwell' in distopik kitabı. Kitap genel olarak tek karakter etrafında şekilleniyor, ki adı Winston' dur. Önce normal olarak Winston' u ve yaşadığı dünyayı, ortamı tanıyoruz. Sonra ilerledikçe her nasıl oluyorsa Winston' da kendinizden bir şeyler buluyorsunuz. Bu şekilde olayların içine girmek, onları anlamak, hissetmek oldukça kolay oluyor. Yazar kitabı yaşamamızı istiyorsa, kendi adıma bunu başardığını söyleyebilirim. Ana karakterimiz ve diğer karakterler öyle ustaca tanıtılmış ki sanki hangi olaya hangi tepkiyi verebileceklerini tahmin edebilirdiniz. Başlarda önemli gördüğüm bölümlerin altını emin şekilde çiziyordum (''Hı Hım bak burada çok haklı, bu benim aklıma hiç gelmemişti, gerçekten mantıklı'' diye içimden geçiriyordum). Ama okumaya devam ettikçe şaşırmaya başladım, karakterlerin ön görülebilir durumlarının aksine olaylar tamamen şaşırtıcı biçimde ilerliyordu. Bu durum bende merak uyandırmaya başladı. Kitabın son 150 sayfasını, daha fazla da olabilir, bir çırpıda okudum (hal bahsettiğim gibiyken bırakmam imkansızdı). Sonunda ne mi olmuştu? Şok olmuştum, üzerimden kamyon geçmişti sanki. Kitabın başlarındaki emin ve bilmiş tavrımdan eser yoktu, yazar her şeyi yerle bir etmişti. Kitap size doğrudan cevaplar vermek yerine oldukça alışılmamış biçimde, zihninizde tonla soru oluşmasına neden oluyor. Bitirmemin üzerinden yaklaşık 1 gün geçmesine rağmen hala oldukça etkisinde olduğumu söyleyebilirim. Bu etkinin Temel nedeninin daha önce bahsettiğim gibi kendimizi ana karakterin yerine basitçe koyabilmek olduğunu düşünüyorum. Onun yanında olayların tasviri oldukça başarılı ve her duygunun içinize işlemesi de buna katkı sağlıyor olabilir. Son olarak söylemeliyim ki negatif bir ruh haline