Ölümünden önce sahip olduğu bütün malını mülkünü, yanında çalışan yoksul köylülere veren gerçek bir sevgi adamıydı. Çünkü o (Tolstoy) özel mülkiyet duygusunun insanı bencil ihtiraslarla kirlettiğini biliyordu.
Diyelim bir masadayız, yorgunluğumuzdan yorulmuş bir masada.
Yanımızda, deniz, uzatmış ayaklarını içimize, kendi kendine mırıldanıyor..
Sonra tabaklar geliyor bir Çal mevsiminden, ve sen balığı deniz gibi takıyorsun çatala, deniz gibi bakıyorsun sonra deniz gibi dağlara...
Böylece, bana senden dolaşıyor deniz, tuzu tuzlanıyor seninle, suyu sulanıyor ve kayıp bir martı sürüsü yağmalanıyor balıkların düşünde
_____________//___________________
Ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde
Sensiz kalmamak için sendim o vakitler Seni uyuyordum sürekli
Seni içiyordum çay diye
Cennet diye seni düşlüyordum
///////////______/////////////////
Balkonlarda çırılçıplak sevişmek yasaktı sözgelimi..
Hepimiz birer bekçiydik o yasağın içinde.. Ve sokakta 31 çekmek hala gölünçtü gözümüzde,
Bir kadının aynı anda iki erkeği düşlemesi, bir başka sırdı.
Bir erkeğin iki kadını dişlemesi bir başka sapıklık (sapıklık neyse eğer)
Bir tane şiir düşünün, ama bir kitap boyu sürmüştür. Ben çok beğendim. Hatta romanlarından daha kalitelidir yazarın şiir anlayışı. Ninesini tüm hayat olaylarına harmanlayarak ifade edişi ilginçtir.
.......................................................
Ben yalnızlığı sensizlik sanmıştım her keresinde.
O vakitler henüz elektrik gelmemişti Baklan'a.
geceler şeytan kandilleri ve çıralarla aydınlatılan birer yalnızlıktı.
Güneş görme yetimizin sınırında baktınca,
Dağlar elele verirdi hemen. Cinler çoğalırdı yavaş yavaş..
ve cinler nedense hep ninemin tanıklığında evlenirlerdi.
sokaklardan düğün alayları geçerdi şamatayla.
Davul sesleri duvarların sıvasını dökerdi.
Sonra arkalarında kül ve pamukla bırakarak hızla uzaklaşırdı cinler.
Onların arasına karıştın mıydı, yandındı..
Yüzün buruşturulmuş Geometri kitabına benzerdi ki, kimse yeniden çizemezdi seni.
Bu yüzden ben daha Dağlar el ele vermeden eve dönerdim.
zaten o yıllarda babamın yalnızlığına çivilenmiş küçücük bir fenerdim.
Deli Kevser'den Arnavut Bekir'e Gıcır Veli'den İbrişim Osman'a, hatta Kız Mehmet'ten Otomobil Ayşe'ye kadar bütün kasabalının gözünde vardım. (sy. 43)