Başımıza gelenleri büyütür, şişirir, karşımızdakini ağlatmak isteriz neredeyse. Başkalarını kendi dertleri karşısında soğukkanlı gördük mü överiz, ama soğukkanlığı bizim dertlerimize karşı gösterdiler mi darılır, kızarız. Dertlerimizi anlamaları yetmez, yanıp yakılmalarını isteriz. Oysa ki insan sevincini büyülterek anlatmalı, üzüntülerini kısaltarak.
Felsefe bir kerteye kadar iyidir, hoştur;faydalı olduğu kerteyi taşacak kadar derinlere gidersek çileden çıkar, kötüleşiriz, herkesin inandığı,uyduğu şeyleri küçümseriz;herkesle doğru dürüst konuşmaya, herkes gibi dünyadan zevk almaya düşman oluruz;kimseyi yönetemeyecek, başkalarına da kendimize de hayrımız dokunmayacak bir hale geliriz;boş yere bunun sillesini yeriz.
İnsan elinde ne illet var ki, dokunduğunu değiştiriyor;kendiliğinden iyi ve güzel olan şeyleri bozuyor. İyi olmak arzusu bazen öyle azgın bir tutku oluyor ki, iyi olalım derken kötü oluyoruz. Bazıları der ki, iyinin aşırısı olmaz, çünkü aşırı oldu mu zaten iyi değil demektir.
Kitapları karıştırırken bakarım, dün içinde türlü güzellikler bulduğum, okudukça coştuğum bir yer bugün bir şey demez olmuş bana:Eviririm, çeviririm, orasını burasını okurum, nafile:O sayfalar boşalmış, yabancılaşmıştır artık benim için.