Şeker Portakalı’nı okurken insanın içi hem ısınıyor hem acıyor. Zezé öyle “yaramaz bir çocuk” değil; sevgisizliğe karşı hayal kurarak hayatta kalmaya çalışan minicik bir yürek. Büyükler “sus” dedikçe, o içinden konuşuyor. Kimse duymadıkça, portakal ağacıyla dost oluyor.
Bazen çocukların hayali, yetişkinlerin gerçeğinden daha dürüst.
Bu kitap yoksulluğu bağırarak anlatmıyor; sessizce gösteriyor. Açlık var, dayak var, yalnızlık var… Ama bir de sevgiye tutunan bir kalp var. Zezé’nin bir gülüşü, bir hayali, insanın boğazına düğüm oluyor.
Şunu düşündürüyor:
Bir çocuğun kalbini en çok yoksulluk değil, sevgisizlik yaralıyor.
Bitirdiğimde içimden şu geçti:
Bazı çocuklar erken büyür.
Bazı kalpler, daha çocukken yorulur.
Ve bazı kitaplar, insanın içindeki çocuğu bulup sarsar.
Şeker Portakalı; “acı da hayatın bir parçası” demiyor sadece,
“Bir çocuğa bir parça sevgi verirsen, dünya biraz daha yaşanır olur” diyor.