Müslümanların işlemeleri veya işlememeleri lazım gelen şeylere ef’âl-i mükellefîn denir.
Ef’âl-i Mükellefîn; farz, vâcib, sünnet, müstehab, mübâh, haram, mekruh, müfsid olmak üzere sekiz kısma ayrılır.
Bu sekiz kısımdan mübâha kadar olan kısımlara meşrûât (helâller) ve ondan sonraki kısımlara gayr-i meşrûât (helâl olmayanlar) denir.
Bir fiili veya işi talep etmeye dâir hitaplara “emirler” ve o işi terke dâir hitaplara “nehiyler” denir.
Farzın hükmü, yapıldığında sevaba nâil olmak, özürsüz bir şekilde terk edildiğinde ise günaha girmektir. Farzı inkâr eden ve hafife alan kimse küfre düşmüş olur dinden çıkar kâfir olur.
Farz iki kısımdır: Biri “Farz-ı ayn” diğeri “Farz-ı kifâye”dir.
Farz-ı ayn, her ferdin bizzat kendisinin yapması îcâb eden, insanların bir kısmının işlemeleri ile diğerlerinden mesûliyeti kalkmayandır: Abdest, beş vakit namaz ve Ramazan-ı Şerîf orucu gibi.
Farz-ı kifâye, her bir ferdin bizzat ayrı ayrı değil, bir kısmının, bir emri yerine getirmesi ile diğerlerinden mesûliyet kalkandır. Hâfız-ı Kur’ân olmak, bir mecliste iken verilen selâmı almak gibi. Farz-ı kifâyenin sevabını yalnız onu işleyen alırken, hiç kimse yapmadığında ise günahını cemâatin tamamı alır.
Bir ibâdetin rükünleri ve şartları demek olan farzlarından biri, bilerek veya hatâ ile terk edilirse o ibâdet sahih olmaz. Bilerek terk eden kimse günaha girer.
Vâcibin hükmü de amelen farz gibidir. Yani işleyene sevap ve özürsüz bir şekilde terk edene günah verilmesidir: Kurban kesmek, vitir ve bayram namazları kılmak ve fakir olan yakın akrabasına bakmak gibi. İtikad cihetinden farz gibi değildir, inkâr eden kimse küfre nisbet edilmez. (Lâkin inkâr edilmesi bid’attir ve masiyettir gunahkar olur..)
Bir ibâdetin vâciplerinden birini bilerek terk etmek tahrîmen mekruhtur, farkında