Okyanusta bir yerlerde, kimsenin ulaşmasının mümkün olmadığı bir ada hayal edin. Bu ada müthiş bir zenginliğe sahip ve hayal edilebilecek bütün meyvelerle, egzotik ağaçlarla ve hayvanlarla dolu olsun. Üzerinde herhangi bir yerleşim yeri de yoktur ki, bu onu daha mükemmel bir yer haline getirsin. Doğrusu burası herhangi bir kimsenin düşünebileceği en mükemmel adadır. Eğer herhangi biri böyle bir ada yoktur derse, ne demek istediğini anlamakta zorluk çekmeyiz. Bu, akla yatkın gelir. Fakat sonrasında, bu adanın gerçekten var olması gerektiğini, çünkü başka herhangi bir adadan daha mükemmel olduğunu iddia ettiklerini varsayın. O adanın fikrine sahipsinizdir. Fakat o ada sadece zihninizde var olsaydı, dünyanın en mükemmel adası olmazdı. Öyleyse gerçekten var olmalıdır.
Kovalev mutuluktan neredeyse kahkaha atacaktı. Ama bu hayatta hiçbir şey uzun sürmez; ikinci kez duyduğu mutluluk da, ilkine oranla pek cansızdı. Üçüncü kez duyacağı mutluluk biraz daha zayıflayacak, en sonunda da yok olup gidecekti. O da eski ruh haline dönecekti, tıpkı taşların suda sektirilmesiyle oluşan halkaların bir süre sonra kaybolması gibi...