Osmanlı İmparatorluğu'nun ilmen olduğu kadar idareten ve siyaseten de en yüksek devri sayılan Kanuni Sultan Süleyman zamanında göze çarpan tedris yolsuzluğuna mani olmak için (944-1538) de bir kanun yapılmıştır. Bu kanunda tedrisatın nasıl gevşetilmiş ve bozulmuş olduğu anlatılmaktadır.
Öyle ki bu yüzden "öğrenme ve öğretme hususunda ilim müesseselerinde büyük karışıklıklar gösterip, talebe, ders kitaplarından ancak bir iki faslı yalan yanlış okumakla yetinip, gayretlerini bir an evvel mevki kapmaya sarf ederek ilim ve irfanın seviyesi düşmüştür."
Edirne'ye gelen bir Arap alimine karşı Türk alimlerin münazarada ezilmeleri Fatih'i pek üzmüştü. Hükümdar'a Molla Yegan'ın talebelerinden ve Sivrihisar Medresesi Müderrisi Hızır Bey'in ancak bu Arap alimiyle boy ölçüşebileceği söylenmesi üzerine Edirne'ye çağrılan Hızır Bey, muhatab olduğu suallerin hepsini muvaffakıyetle cevaplandırdıktan sonra, bu defa kendi sorduğu suallere misafir alim cevap vermekten aciz kalınca, meclise iştirak etmiş olan Fatih: "Meshurü'l-bal ve mecburü'l-hal olub, ol fazıla sena-i cemil ve tahsin-i cezil edüb mahruse-i Bursa'da Sultan Medresesi'ni ihsan eyledi."
Sayfa 77 - Baha Matbaası/ Hızır Bey Çelebi·Kitabı okudu
"Ama hepsi sırayla hayal kırıklığına uğratıyorlar seni..."
"Sorun onlarda değil, bende. Mutluluğum mükemmel bir hal alınca, kendi kendime bu sürmeyecek demeye başlıyorum. O zaman da sürmesin diye ne gerekiyorsa yapıyorum. Marazi bir durum, bunun farkındayım. İlişkiyi yıkmakta olduğumu görüyorum, ama yıkım tamamlanmadan önce bir türlü duramıyorum."