Alimmss

Alimmss
@Alimms
Seni bilmem, fakat ben maddelerin fevkinde bir manevi bağa, insanları birbirine yaklaştıran bir hisse inanıyorum. Düşün, dünyada birbirini severek, birbirine yakın olmak hisleri de olmasa yaşamanın manası kalır mı?
Aptalların tahakkümüne, günahsızların cezalanmasına; faziletin susmasına ve ihtirasların gürültüsüne, hikmet ehlinin tahrik edildiğine ve nadanların alkışlandığına şahit oldu
Sayfa 29·Kitabı okudu
Reklam
Kardan ve rüzgârdan koruyan bir dükkân kepengi altında, başını bir köpeğin sırtına dayayarak uyuyanları ve güzel ısınmış odalarda, Çin ipeği örtülü yataklarda, nikriz ağrılarıyla kıvranarak uyuyamayanları gördü.
Sayfa 29·Kitabı okudu
Fakat herhalde ikinci bir aşka atlamak, senin için o kadar güç olmamıştır. İnsan evvela kendisinden utanır gibi olur ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşalık katil bile yaptığı işi için kafi mazaretler tedarik eder.
Sayfa 14·Kitabı okudu
“Zerdüşt, burası büyükşehir; burada arayacak bir şeyin yok, burada her şeyi kaybedebilirsin. Bu bataklığa niçin dalmak istiyorsun? Şehir kapısına tükürüp geri dönsen daha iyi! Burası yalnız düşüncelerinin cehennemidir. Burada büyük fikirler canlı canlı kızartılır ve parçalanarak pişirilir. Burada bütün büyük duygular çürür. Burada yalnız kuru duygucuklar takırdar. Ruhunun mezbahaları ile fırınlarının kokusunu almıyor musun? Öldürülmüş ruhların kokuları yayılmıyor mu? Ruhların kirli paçavralar gibi asıldıklarını görmüyor musun?
Saatler sonra kapı açıldı, insanlar girdi odaya. Katili bulduklarında bilinci yerinde değildi, ateşler içinde yanıyordu. Prens onun yanında minderde kıpırdamadan, sessizce oturuyor, hasta her bağırmaya veya sayıklamaya başladığında hemen titreyen elini uzatıp onu sakinleştirmek ister gibi saçlarını, yanaklarını okşuyordu. Ama artık hiçbir şey anlamıyordu, kendisine neler sorulduğunu da fark edemiyordu; odaya girenlerin, çevresini kuşatmış olanların hiçbirini de tanımıyordu. Şimdi Şneyder gelmiş olsaydı İsviçre’den, eski öğrencisi ve hastasını böyle görseydi, İsviçre’de onu tedavi etmeye başladığı ilk yılda bazen böyle olduğunu söyler, elini sallayıp o zaman söylediğinin aynısını söylerdi: “Budala!”
Reklam