Bir batılı için olağanüstü bir kitap olabilir ama bizler için değil. Kitabın odak noktasını teşkil eden "Hazine" olgusu İslam yazınında defalarca işlenmiş bir konu zaten. Mevlana'nın Mesnevisinden alınmış bir ilham kırıntısı üzerine kurgulanmış bir eser. Kitabın odak noktasını içeren olgular Mesnevi'de var. Bu kitabı bir müslüman yazsaydı ve içine de Kur'an'dan birkaç ayet ve çeşitli dini menkıbeler yerleştirseydi yazar dinci yaftası yer ve kitap evrensel olmamakla suçlanırdı. Ama kitabı bir batılı yazınca ve içine de İncilden bolca ayetler yerleştirince -müslümanlar için- mükemmel bir kitap oluverip çıkıyor işte!
Sonuç olarak, bu roman bir klasik oldu artık. Okumadığınızda bir şey kaybetmeyeceğiniz, okuduğunuzda ise bir şeyler kazanabileceğiniz bir kitap.
"Kule değil, Minare; Şarkı değil, Ezan"
Bazılarına göre en önemli Amerikan romanlarından biri olan bu kitabı bitirdiğimde, öykünün beklediğim gibi çıkmaması açıkcası beni şaşırttı. Ya anlatmak istediği felsefeyi anlamadım, ya da anlattığı dönemin sosyal ve politik ortamına hakim olamadığımdan mıdır bilmem... Öykü heyacandan ve sürükleyicilikten çok uzak. Bu yüzden, anlatım ve kurgu bende hiç ilgi uyandırmadı. Utku İlban Çoşkunoğlu çevirisiyle okuduğum kitabın çevirisinin de iyi olmadığını düşünüyorum. Tam açıklanamayan olgular, kesik anlatımlar, hızlı geçişler vs. çevirinin iyi olmadığının belirtisi. Örneğin kitabı bitirdiğinizde Nick Carraway'ın tam olarak ne iş yaptığını anlayamıyorsunuz. Muhteşem Gatsby bir çok edebiyat çevrelerinde büyük Amerikan romanı olarak görülmesi, belki de en mükemmel çeviriyi bile zayıf ve yetersiz bırakacak olağanüstü anlatım tarzıyla işlendiği bir eserdir, orasını bilemem. Kitabı İngilizce aslından okuyana sormak lazım.
"Fitzgerald bu eserinde insanların mutlu olmayı istemekle mutluluğa erişemeyeceklerini göstermektedir."