Bir tanışmadan da öteydi bu: Birbirinin varlığından habersiz iki canlının ansızın yüz yüze gelmesiydi. Bu nedenle sarsıcı bir etkisi oldu Filiz'in üzerinde. Basit, ilkel,
görkemli bir ruh vardı karşısında, okyanus gibi. Onu kendi
tozlu, kurak, fındık kabuğu dünyasından çıkarmış bambaşka
bir varoluşun tımsını dinletiyordu. Vahşi, çok renkli, nabız
gibi atan bir ritmi vardı ormanın. Tuhaf gölgeler, çelişkiler,
ürpertilerle kaplıydı; sırlarının üzerini titreşimli, buğulu bir
hava tül gibi örtmüştü. Ağaçlar, ağaçlar, ağaçlar. . . Yaşlı, ulu,
vakur, yüksek, gür, buyurgan ağaçlar. .. Yeryüzündeki her
mucizeyi ve suçu görmüşçesine ağırbaşlıydılar. Zamandan
bile daha yaşlı . . . Derinlere salmışlardı köklerini, gökyüzünü,
sadece gökyüzünü hedefleyen yolculuklarında, sağa sola savrulmayı, özgürlük sanmayacak denli ilerlemişlerdi.