Ülkemizde insanlar hangi konularda neden, nasıl acı çektiler…
Acıdan kahrolmaya ne zaman başladılar. Ya da böyle bir şey oldu mu gerçekten… Acıya katlanmak için neler yaptılar… Bana acıya da sevince de kapalıymışız gibi geliyor. Ya da melâmet felsefesiyle acıları uyuşturmuşuz; bu yüzden yaşama sevincine de kapalı kalmışız. Acıyla sevincin arasında ancak bir bıçak sırtı bulunduğunu ilk söyleyen ben değilim elbette. Halk şiirini, divan edebiyatını, tüm yazılı metinleri didikledim… Evet, didikledim kısacası. Edebiyatın aldatıcı güzelliklerine bürünmüş olanların dışında gerçek acıya, beşerî acıya, yeryüzü acısına rastlayamadım. Oysa Batı uygarlığının temelinde acı var. Günümüze değin süregelen, kendini unutturamayacak acı… İsa’nın çarmıha gerilişinden söz ediyorum.