Beden bir kafesti ve bu kafesin içinde bakan, dinleyen, korkan, düşünen ve hayretlere düşen bir şey vardı; bu bir şey beden çıkarıldıktan sonra geriye kalan, ruh idi.
Birinci bölümde kendilerine söylenen şeyi kendi başlarına bulduklarını sanan çocukların durumunu irdeledik. Buna karşılık, çocuklar her zaman bilmedikleri ve eskiden beri bilmedikleri şeyi "unutmuş" olduklarına inanırlar!
YouTube kitap kanalımda Rezonans Kanunu kitabını yorumladım: ytbe.one/IH6SPIWofyU
EYVAH! Yoksa bu kitap Simyacı'nın yeni sürümü mü?
Bu incelemeye yorum yazan herkese bu kitaptan çok daha nitelikli ve gerçekçi kitaplar önerdim. Bu yüzden kitap önerisi almak için yorumlara bakabilirsiniz.
Bugüne kadar çok kitap gördüm ama bu kitap kadar okuruna hayal satıp onu manipüle eden bir kitap daha görmedim. Bu kitabı okumak yerine gidin New Age bir mistik tarikata girip dini bir ritüel yapın size çok daha iyi gelir.
Kitap, sen herhangi bir şeyi yeteri kadar istedikçe ve ona inandıkça onun KESİNLİKLE gerçekleşeceği argümanı üzerinden ilerliyor. 2024 yılında hâlâ böyle kitapların okunuyor olması ve bunun da hayallerin çoğu zaman gerçekleşemediği, torpillerle ve emek sömürüleriyle dolu bir ülke olan Türkiye'de çok satanlar listesine girmesi ne kadar da ironik.
Yazarın kitap boyunca "rezonans alanı" dediği şey aslında Hint dinlerindeki Karma öğretisinin bir çakması. Yazar bu kitabı yazarken yeni hiçbir şey ortaya koymamış yani. Hinduizm ve Budizm'i karıştırıp üstüne biraz kuantum enerjisi sosu eklerseniz ve Albert Einstein alıntılarıyla da baharatlandırırsanız siz de kolaylıkla böyle bir kitap yazabilirsiniz.
Pokemon'daki Jigglypuff karakterini hatırlayanlarınız var mı? Hani söylediği şarkıyla etrafta onun sesini duyan herkesi uyutan bir pokemondu. İşte bazı kitaplar da Jigglypuff gibidir arkadaşlar. Yani bu kitabın da herkesi uyutan kitlesel bir etkisi var. İnsanlar bu kitabı okuyup ciddi ciddi hayatlarının birden değişeceğine inandırılıyor.
Zaten başlıkta da dediğim gibi, oldum olası Simyacı gibi "evrenin işaretleri, evren işbirliği, bla bla bla" anlatan kitapları sevmemişimdir. Gerçek hayatta hiçbir karşılığı yok bu kitapların. Yani bu kitabı okumak yerine gidip
Çevirisi oldukça kaliteli ve akıcı bir felsefe kitabı. Wittgenstein ve dil felsefesine giriş için uygun değil. Renk bilimi ve algı bilimi kitaptaki pek çok tezi çürüttü ama mevcut haliyle de bazı geçerli yargıları ve sorgulamaları var. Zihin açıcı ama genelde demode olmuş bir bakışıyla yazılmış tarihi bir felsefe kitabı, okumalısınız.
Bu kitabı, içerisindeki çizimler ve beyin görüntülemesi fotoğrafları hoşuma gittiği için, çok uzun zaman önce aldım. Zaten atlas olarak geçiyor ve boyutu dolayısıyla yanınıza almanıza ve dışarıda okumanıza uygun değil, bu sebeple başka kitaplar okurken bir yandan parça parça okuduğum bir kitap oldu. Görselliği her ne kadar hoşuma gitse de, kitapta eksik gördüğüm yerler oldu.
Beyin anatomisi ayrıntılı olarak anlatılmıştı. Ancak bu anlatımda da yer yer latince sözcükler tercih edilirken yer yer de kavramlar türkçeleştirilmişti. Latince tercih edilen kavramları ben biliyordum ancak konuyla çok yakından ilgilenmeyen, bu kitapla bilgi edinmeye başlayan herkesin bileceği kelimeler değildi. Türkçeye çevrilmeleri kitabı daha anlaşılır yapabilirdi. Ayrıca bazı yerlerde bu latince sözcüklerde yazım hataları vardı. Örneğin 'inferior' yerine 'interior' yazılması, kelimenin anlamını tamamen değiştiriyor. Eğer verilen bilgiyi önceden bilmiyor olsaydım, beyin lobunun ismini yanlış öğrenmiş, belki yerleşimini de yanlış anlamış olacaktım. Bazı cümlelerdeki düşüklükler de yanlış anlaşılmalara sebep olabilecek türdendi. Bu dizgi hatalarını daha önce okuduğum başka bir alfa yayınları kitabında da görmüştüm ve daha özenli işler yapmaları gerektiğini düşünüyorum.
Yazım yanlışlarının dışında, çeviri kalitesinde de eksikler fark ediliyordu. Örneğin bir cümlede 'zayıfça' yazılması uygun olacak bir yerde 'fakirce' yazıyordu. Muhtemelen 'poorly' nin yanlış çevirisi sonucu oluşmuş bir durumdu.
Kitapta verilen bilgilerde de çeşitli hatalar gözüme çarptı. Örneğin sinir sisteminin embriyolojik gelişiminde 'notokord' un omuriliği oluşturduğu yazılmış ancak bu yapıdan köken alan doku omurilik değil omurga. (sayfa 202)
Yani, bence kitap konuya hali hazırda hakim kişiler