Aile geçmişimizden çözümlenmemiş travmalar sonraki nesillere yayılır ve sorgulamak hiç aklimiza gelmeyen şekillerde duygularımıza, tepkilerimize ve seçimlerimize karışır. Bu deneyimlerin bizden kaynaklandığını zannederiz.
Genellikle görünmeyen gerçek kaynağı ile
hangisi bizim hangisi değil ayırt edemeyebiliriz.
Çekirdek dil haritamızı izlemek bizi hayalet gibi yaşayan, görülmeyen ve yok sayılan aile üyeleriyle yüz yüze getirebilir. Bazıları uzun
zaman önce ölmüştür. Bazıları reddedilmiştir
ve ya unutulmustur. Diğerleri öyle travmatik
olaylardan geçmiştir ki onların nelere katlanmış olabileceğini düşünmek oldukça acı vericidir. Bir kez onları bulduğumuzda, serbest kalırlar ve özgürleşiriz.
“Darağacının devrimlerin yok edemediği tek anıt olduğunu söylemiştik. Gerçekten de toplumu budamak, dallarını koparıp kellesini uçurmak için gelen devrimlerin insan kanına doyduklarına nadir rastlanır; ölüm cezası ellerinden kolayca bırakamadıkları bir bıçaktır.”
O toz bulutunun arkasından koşarak el sallayan onlarca çocuk bana Christian Telesine Bovee’nin şu sözlerini hatırlatıyordu:
“İyilik, dilsizlerin konuşup, sağırların anlayabileceği bir dildir.”
“Yaşamın zenginliğine dair ilk izlenimlerini edinmişti, ilk kez insanın doğasını, düşman göründüklerinde bile birbirlerine ihtiyaçları olduğunu anlıyordu.”