Bana öyle geliyor ki duyguların doruğunda olunduğunda kalbe uyum sağlayabilecek tek ulaşım yolu uçmaktır. Uçak ve aşk, gökyüzü, üzüntü ve umut, hepsi bir olmuştu.
Simone de Beauvoir, kadınların ezilmesinin temelinde kadının "üreme becerisinin" yattığını söylemiştir. De Beauvoir, kadının ezilmişliğinin, toplumsal cinsiyetin, her tarihsel dönemde o döneme özgü şekillerde inşa edilerek devamlı kılındığını söylemektedir.
Kayalıklarda gördüm seni, bir sisli günde,
Fırtınada saçların çözülmüş bir demetti.
O kayalıklarda ki bir yıl evvel üstünde,
Çöllerden âşık dönen bir genç intihar etti.
Seni her nerde, artık, her ne suretle görsem,
Bir gölgenin duyarım ruhuma düştüğünü.
Ben de o âşık gibi burada bir gün ölürsem,
Tanrım mukaddes etsin seni gördüğüm günü!
Kayalıklarda bir genç öldüğü gün beldenin,
Halkı seni karanlık rüyalarında görmüş,
Ey yâdı gönlümüzden çıkmayan afet, senin,
Sevmediklerin değil, sevdiklerin ölürmüş.
Bazı ruhum kararır kefenlerden, mezardan;
Yok mu, Rabbim ölümün bir güzel şekli derdim.
O kayalıklarda ilk seni gördüğüm zaman
Hayalimde ölüme en güzel şekli verdim.
Başka bir göz yaşını dudaklarınla silsen,
Ürpererek: "Bu, derim, mezardan bir nefestir!"
Buna kıskançlık deme, bence yalnız değil sen,
Seni gören göz bile ne kadar mukaddestir!
Kimse karşında belki titremez gönlüm kadar,
Bense hâlâ korkarım dizinde ağlamaktan.
Teması korku veren tatlı bir ölüm kadar
Daha hoştur kalbime görünüşün uzaktan...
Faruk Nafiz Çamlıbel
( 1898 - 1973 )
O halde, tarihi materyalizmin ışığında toplumun yapısına bakarsak, temelde iktisadi yapının, onun üstünde toplumsal yapının, onun da üstünde toplumsal yapının desteklediği siyasi yapının bulunduğunu ve nihayet en üstte, ideolojik yapının yer aldığını görüyoruz.
Materyalistlere göre, ideolojik yapının toplum kuruluşunun doruğu, varış noktası olduğunu, oysa idealistlere göre ideolojik yapının temelde bulunduğunu görüyoruz.