Aşk Mektupları

Simone de Beauvoir
Tahmini Okuma Süresi:
18 sa. 45 dk.
Sayfa Sayısı:
662
İlk Yayın Tarihi:
19 Ağustos 2019
Yayınevi:
Gendaş Yayınları
Orijinal Adı:
Letters a Nelson Algren
ISBN:
9789753082975
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·662 syf.··
2021 51. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2021 09:08
Simone de Beauvoir’un aşık olduğu tek erkek olduğunu söylediği Nelson Algren'e 1947-1964 yılları arasında yazdığı 304 mektubu okumak çok ilginç bir deneyimdi. Beni ilk şaşırtan - ve sevindiren 'İkinci Cins' i yazarken aynı anda bir erkeğe 'küçük kurbağan' imzalı mektuplar yazıyor oluşuydu. 'İnsanın tek bir yüzü yoktur'un kanıtı gibi sanki bir yandan bir erkeğe aşkı için yalvarırken öte yandan feminizmin temel kitaplarından birini yazıyor oluşu. Şekilciler için güzel bir örnek olacaktır bu anlamda. Diğer yandan ne aşktan çok dostlukla sevdiğini söylediği ve herkesin evli olduklarını zannedeceği kadar yakın olduğu Sartre ile ne de delice aşık olduğu Algren ile bir yuva kurmayı hatta kendisine ait bir evi olmasını istemeyişini, büyüdüğü evi anlattığı satırlarda anlıyoruz. Yorgun ve mutsuz bir anneyle büyüyen kız çocukları başka bir yaşamın mümkün olduğunu gördüğünde diğer türünden olabildiğince kaçmaya çalışıyor demek ki. Beauvoir’in de yaşamında kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın örneği ve okuyabileceği kitaplar var. Başka bir hayatın mümkün olabileceğini düşünebiliyor böylece. Ben biraz daha zihninin inşasına ve kitapların yazılışına dair ve biraz daha politik bir yaşam hikayesi okuyacağımı düşünmüştüm. Bu anlamda pek doyurucu olmasa da entelektüel çevrenin, edebiyatçılığın ve aşkın yoğunluğu altı yüz küsur sayfayı zevkle okutuyor. Beauvoir bütün duyguları o kadar yoğun yaşıyor ki yazdıklarının neden bu kadar etkili olduğunu - kendisi hiçbir zaman anlayamamış ama- anlıyorsunuz. Aşkı, dostluğu, korkuları ve nefreti her zerresiyle yaşıyor. Bir aşkın başlaması, zirveye ulaşması ve sönmesi sürecini izlemek hele duyguları böyle yaşayabilen birinin kaleminden, çok etkileyiciydi. #simonedebeauvoir #aşkmektupları #birannedoğdukitap
Aşk MektuplarıSimone de Beauvoir · Gendaş Yayınları · 068 okunma
8/10
··
Beğendi
Çok beğenmeme rağmen yazarın kişisel ve akademik hayatı kitapta aşktan öne geçtiği için yarısını geçtikten sonra bir bakmışım ki okumayı bırakmışım. 1947’de tanışıp ve birbirlerine aşık oldukları Amerikalı Nelson Algren’e Beauvoir'ın yazdığı mektupları çok sevdim; çünkü çok samimi, çok aşık mektuplar. Maalesef Algren'in ona yazdığı mektuplar kitapta bulunmuyor. Algren ve Beauvoir, büyük aşklarına rağmen kavuşamıyorlar: Sartre’la 21 yaşında tanışan ve ölene kadar yanında ayrılmayan de Beauvoir, kendisinin Sartre’ın tek yakın arkadaşı olduğunu, ona ihtiyacı olduğunu söyler. Ayrıca kendi sesini bulmasında onun çok yardımı olduğunu, ona gönül borcu olduğunu söyler ve Sartre’ın ne zaman ihtiyacı olsa yardımına koşar. O Sartre’dan ve Paris’ten ayrılamayacağı için, Algren de Chikago’dan ayrılamayacağı için (Chicago hakkında kitaplar yazar) birlikte olamazlar. Bir süre sonra ikisi de başkasıyla evlenir, sonradan boşanırlar. Ama Beauvoir parmağında Algren’in ona verdiği yüzükle gömülür. Araştırmacısına, ilgilisine çok yararlı olacak şekilde, dönemin Paris entelektüel hayatıyla ilgili içeriden çok bilgi var. Beauvoir hayatını, çalışmalarını anlatır. Siyaseti, edebiyatı, tiyatroyu ve sinemayı yakından takip eder. Müzik, resim konularından da biraz anlar. Çok içki içer, sabahları yazar akşamları mahzenden mahzene gezer. Aşık olduğu için Algren’den başka kimseyle ilişkiye girmemesi, bir yıl boyunca onu “aldatmamak” için sabretmesi ilgimi çekti. İnsanın içinde bunun, tek eşliliğin ve korunmanın olduğunu gösteriyor. Beauvoir ki evli bir adamla birlikte olmaktan rahatsızlık duymayan, oğlancılığı özgürlük gören bir kişi.
Aşk MektuplarıSimone de Beauvoir · Gendaş Yayınları · 068 okunma
7/10
·840 syf.··
Beğendi
·
2023 5. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2023 10:01
Simone de Beauvoir , Nelson Algren ile Amerika seyahatinde tanışır ve kısa süren birliktelik devamında 20 yıla yakın mektuplaşmalarla sürer. Algren , mektuplarının yayınlanmasını istemez dolayısıyla tek tarafın yazdıklarını içeren bir kitap. Simone tüm duygularını, yaşadıklarını açık yüreklilikle yansıtmış sevdiğine.Kimi zaman Nelson’un umarsız tavrına karşın Simone bağlılığını ve sevgisini sonuna kadar devam ettirmiş.Ve çoğunlukla sevdiğini yüceltircesine , çalışmalarına devam etmesi için motive eden mektuplara da yer vermiş. Kitap ile , aşk mektuplarının yanı sıra- benim en sevdiğim bölümlerin yer aldığı- Simone’ un sık sık gezilerini , entellektüel çevresi ile olan ilişkilerini, Sartre ile olan kuvvetli bağını, yazdığı kitapları, yaşanan dönemdeki siyasi gelişmeleri de okuma fırsatı bulduk. Okuduğum kitapta gördüğüm en temel felsefeyi Simone ‘un kendi diliyle aktarıyorum: “ Yaşamım boyunca kendim kadar mutluluğu yaşamaya, hücrelerine sindirmeye hazır ve kendim kadar mutluluğa kendini adayan başka bir yaratık görmedim, inanın !”
Nelson Algren'e Aşk MektuplarıSimone de Beauvoir · Alfa Yayınları · 201968 okunma
Puan vermedi·840 syf.··
2023 6. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2023 23:43
Nelson Algren'e Aşk Mektupları.. Mandarinler'le tanıştığım yazarın okuduğum ikinci kitabı. Ve sanırım son da olmayacak. Çoğu zaman aşk, bazen siyaset, bazen dönem, yaşanan zorluklar, yazılan kitapların oluşum süreci... Simone De Beauvoır'in en büyük isteği bağımsızlıktır ve bu da büyük ihtimalle anne ve babasının mutsuz geçen evliliğinin sonucudur. Bu kitapta Nelson Algren'e olan aşkı, ona ithafları, yoğun duyguları baskın olsa da arka planda hep Sartre ile ilişkisini gördüm ben. Tek eşliliğin hakim olmadığı ilişkileri, dostlukları. Kadın doğulmaz olunur, ben radikal bir feministim diyen Beauvoır hayatı boyunca da bunun için çabalamıştır. İlişkilerinin mahremiyetini Mandarinler kitabında gözler önüne serdiği gerekçesiyle Nelson Algren ona küser ve bir daha mektuplaşmazlar. Bu nedenle de Algren hiçbir yerde hiçbir şekilde kendi mektuplarını yayınlatmaz. Okuyalım mı konusuna gelince, çok uzun bir kitap (835 sayfa), grup desteği olması ben bu kadar kısa sürede ve kararlı okuyamazdım. Tüm grup arkadaşlarıma teşekkür edeyim bu vasıtayla. Beauvoır'in yaşadığı döneme, yazdıklarına ve yazım sürecine ait geniş bir bilgi edinmek istiyorsanız okuyun derim yoksa yorabilir. Keyifli okumalar.
Nelson Algren'e Aşk MektuplarıSimone de Beauvoir · Alfa Yayınları · 201968 okunma
Puan vermedi·840 syf.··
2025 18. kitabı
Nelson Algren'e Aşk Mektupları okumamı, Mandarinler okumamın hemen ardından yaptım.Amacım Mandarinler'in gerçekle olan bağlantısını kurabilmekti. Mandarinler'de olduğu gibi, Simon de Beauvoir Nelson Algren ile Amerika'da tanışır.İlişkileri 20 yıldan fazla mektuplarla devam eder. Adı üstünde mektuplar sadece Simone de Beauvoir'in mektuplarından oluşuyor.Nelson Algren'in bu mektuplara verdiği cevapları göremiyoruz. Simone de Beauvoir'ın mektupları, dönemin Fransız aydınları hakkında oldukça fazla bilgi hatta dedikodu sunuyor. Kim kiminle kötüymüş, kim kimin hakkında ne düşünüyormuş vs. Colette, Simone de Beauvoir için Fransa'daki en muhteşem kadın yazarken, kitabını yayımlamasına yardım ettiği Violetta Leduc'tan neden sürekli çirkin kadın diye bahsettiğini anlayamadım.Mektuplarda bu kadın kim ki diye izini sürdüm.Violetta Leduc isminden bahsetmiyor, ona göre o "çirkin kadın". Bir feministin, bir kadından, çirkin kadın diye bahsetmesini de mektup hitaplarındaki domestik ifadeleri de yadırgadım. Mandarinler'i bir yerlere oturtmamı sağladığı için, Fransız entelijansiyası hakkında fikir edinmeme katkı sunduğu için iyi ki okudum, dediğim bir kitaptı, Nelson Algren'e Aşk Mektupları.
Nelson Algren'e Aşk MektuplarıSimone de Beauvoir · Alfa Yayınları · 201968 okunma
Puan vermedi·840 syf.··
Beğendi
·
2020 77. kitabı
Simone de Beauvoir, bir Amerika seyahatinde yazar Nelson Algren'le tanışır. Bu kıtalararası aşk, ağırlıklı olarak mektuplarla yirmi yıldan uzun sürer. Beauvoir tüm zorluklarına ve kalp kırıklıklarına rağmen, aşkına ve Algren'e ömrü boyunca sadık kalır. Ancak Aşk Mektupları yalnızca bir aşkın hikayesini anlatmakla kalmıyor, bu iki yazarı her yönüyle tanımamızı da sağlıyor: yaşantıları, kitaplarının yazım süreçleri, entelektüel çevreleri, okudukları kitaplar ve dünyaya bakış açıları... Dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden Beauvoir ve Algren'in mektupları hem dünya edebiyatına hem de Fransız siyasi ve entelektüel çevresine mercek tutuyor. Camus'den Capote'ye, Giacometti'den Sartre'a, Koestler'dan Wright'a pek çok yazarın altın çağını yaşadığı bir döneme birinci ağızdan tanıklık edebiliyoruz.
Nelson Algren'e Aşk MektuplarıSimone de Beauvoir · Alfa Yayınları · 201968 okunma

Yazar Hakkında

Simone de BeauvoirYazar · 37 kitap
Simone Lucie-Ernestine-Marie-Bertrand de Beauvoir (/simɔn də boˈvwaʀ/; 9 Ocak 1908 – 14 Nisan 1986) Fransız yazar ve filozof. Roman, felsefe politik ve sosyal deneme, biyografi ve otobiyografi yazarı, gazeteci. En önemli eseri 1949’da yazdığı, kadınların gördüğü baskıların bilimsel incelenmesini yaptığı ve modern feminizmin temellerini kurduğu İkinci Cins (Le Deuxième Sexe) adlı eseri sayılabilir. Yaşamı  Simone de Beauvoir 9 Ocak 1908’de Paris’te Georges Bertrand ve Françoise (Brasseur) de Beauvoir çiftinin kızı olarak dünyaya gelmiştir. Geleneksel bir ailenin büyük kızıdır. Otobiyografisinin ilk bölümünde (Bir Genç Kızın Anıları) dinine ve ülkesine bağlı ataerkil bir ailenin sorumluluklarla donatılmış kızı olarak yaşadığı dönemden bahseder. Kişiliğinin koyu katolik annesinin ve bilinemezci babasının karşıtı olarak şekillendiği söylenebilir. Çocukluk ve ergenlik çağını etkileyen iki ilişkisinden biri kardeşi Helen diğeri arkadaşı Zaza ile olan ilişkisidir. Helen’in küçüklüğünden itibaren ona sürekli bir şeyler öğretmeye onu yetiştirmeye çalışmış ilişkisinde öğretici bir kaygı içinde olmuştur. Zaza ise trajik yaşamı ve ölümü ile Simone’nun karşılaştığı ilk sorunu oluşturuyordu. Matematik ve felsefede Baccalauréat sınavını geçtikten sonra Katolik Enstitüsü’nde matematik öğrenimi ve Saınte Marie Enstitüsünde yabancı dillerde yazın eğitimi gördü. Daha sonra Sobone’da felsefe eğitimi aldı. 1929’da seçkin Ecole Normale Superieure’ye kayıt olan ve Sabone’da kurs almakta olan Jean-Paul Sartre ile tanışır. Beavuvoir’un Ecole Normele’de eğitim gördüğü yanlış ve yaygın olan bir bilgidir. Ancak bu okuldaki Sartre ve felsefe gurubundaki diğer insanlar tarafından iyi tanınmaktadır. 1929’da felsefede Agregation başaran en genç öğrenci olur. Sartre o yıl birinci olur, Simone ise ikinci. Ancak herkes bilir ki de Beauvoir felsefede en iyi idi. Sartre’a birincilik erkek olduğu için verilmişti. Sorbonne’da iken hayatı boyunca bilinecek lakabı Castor(Cesur) edinecektir. 1943 yılında Simone Konuk Kız (L'Invitée) adlı Rouen okulundaki öğrencilerinden Olga Kosakiewicz ile olan kronik lezbiyen ilişkisinin öyküsünü yayınladı. Bu öykü aynı zamanda de Beauvoir ile Sartre arasındaki karmaşık ilişkiyi ve ilişkinin bu üçlü ilişkiden nasıl zarar gördüğünü anlatır Ve II. Dünya Savaşı'ndan sonra De Beauvoir Sartre’ın Maurice Merleau-Ponty ve diğer arkadaşları ile kurduğu Modern Zamanlar (Les Temps Modernes ) adlı politik gazetede çalışmaya başladı. De Beauvoir bu gazetede kendini geliştirdi ve ölümüne kadar editör olarak çalışmaya devam etti. Belirsizlik Ahlakı Üzerine (Pour Une Morale de L'ambiguïté , 1947) kitabında Fransız varoluşçuluğu etkileri farkedilmektedir. Kitapta çok sade bir biçimde Sartre’ın olmak ve hiçlik felsefeleri arasındaki geniş açıyı göstermektedir. De Beauvoir bir biseksüeldir. Ancak bir seminerde Nelson Algren’le tanıştığı 1947 yılına kadar kadar orgazma ulaşamamıştır. Chicago’da Beauvoir Algren ile ilişkisinde ilk orgazmını yaşar. Bu Fransa’da iki ayrı kitap olarak basılan İkinci Cins kitabına da ilham olur. Bu çalışma Amerika’da da The Second Sex olarak yayıncı Alfred A. Knoph’ın karısı Blance Knopf ‘un tavsiyesi üzerine Howard Parshley tarafından çevirilerek yayınlanır. Kadın: Efsane ve Gerçek  Simone de Beauvoir önce Kadın: Efsane ve Gerçek adlı denemesini yazar. Bu denemesinde erkeklerin kadınları, erkekleri yanlış havalara, izlenimlere sokan gizemli “diğer”ler olarak gördüğünü iddia eder. Ve erkeklerin, bu “diğer”olma durumunu, kadınları ve onların problemlerini anlamadıklarına, onlara yardım etmediklerine hatta onlara uyguladıkları baskılara bir neden olarak kullandıklarını iddia eder. Bu durumun tüm toplumlarda klişeleşmiş bir hal aldığını ve her zaman hiyerarşiyi elinde tutanların güçsüzleri “diğer” olarak tanımladığını ve onları etraflarında dolaşan karanlık gölgeler olarak nitelendirdiğini savunmuştur. Bu durumun sınıflar arasındaki ilişkilerde, dinsel, ırksal ayrımların mücadelesinde her türlü karşıtlıkta görüldüğünü ama hiç karşıtlıkta “diğer” nitelendirmesinin ve “diğer”e yaklaşımın kadın-erkek ayrımındaki kadar klişeleşmiş bir hal almadığını, hayatın mevcut düzenine gerekçe olarak gösterilmediğini söyler. İkinci Cins  Yazarın bu eseri 1949’da Fransa’da yayınlanmıştır. Freudcu yönleri ağır basan feminist bir varoluşçuluk göze çarpar. Varoluşçulukta olduğu gibi de Beauvoir temel prensip olarak var oluşun özden önce geldiğini kabul eder ve “Kadın doğulmaz kadın olunur.” prensibine ulaşır. Araştırmaları diğer kavramı üzerine yoğunlaşmıştır. Kadınların diğer olarak tanımlanmasını ve mevcut sosyal konumunu, gördüğü baskının temeli olarak olarak nitelendirir De Beauvoir tarihte her zaman kadının sapkın ve anormal canlılar olarak görüldüğünü iddia eder ve Mary Wollstonecraft’ın dahi erkekleri kadınlara ulaşmaları gereken ideal örnek olarak gösterdiğini ileri sürer. De Beauvoir “Bu durum kadınların kendilerini normalden sapmış, dışta kalan ve normale ulaşmaya çalışan canlılar gibi algılamalarını sağlayarak onlarını başarılarını sınırlandırmışdır.” der. Feminizme göre bu düşünce artık bir kenara atılmalıdır. De Beauvoir iddia eder ki kadınlar erkekler kadar ayırım yapma, seçme yeteniğine sahiptir ve böylece kendilerini geliştirmeyi seçebilir, kadını mevcut durumundan ileri götürebilir, kendi hayatlarının ve dünyanın sorumluluğunu alabilir. Ölümü ve sonrası  1981’de Sartre’ın acı dolu son yıllarını anlattığı Veda Töreni’ni (Cérémonie Des Adieux) yazar. Kendisi de Paris’de Cimetière du Montparnasse mezarlığına Sartre’ın yanına gömülür. Mezar taşında isimleri alt alta yazılır. Ölümüden sonra ünü yayılmaya devam eder. Sadece 1968’lerin post-feminizminin kurucusu olduğu için değil aynı zamanda akademisyen olarak ve varoluşcu Fransız düşün insanı olarak da ünü gelişerek yayılır. Sartre’ın üzerindeki etkisi her zaman görülür. Felsefe üzerine yazdığı birçok eserde de Satre’ın varoluşçu etkisi görülebilir. Paris'te Seine Nehri üzerine yapılan bir köprüye yazarın adı verilmiştir. Eserleri  Konuk Kız, (1943) Pyrrhus ve Cineas, (1944) Başkalarının Kanı, (1945) Kim Ölecek?, (1945) Her Erkek Ölümlüdür, (1946) Belirsizlik Ahlakı Üzerine, (1947) İkinci Cins, (1949) Gün gün Amerika, (1954) Mandarinler, (1954) Sade’ı Yakmalı mı?, (1955) Uzun Yürüyüş, (1957) Bir Genç Kızın Anıları, (1958) Yaşlılık, (1960) Sessiz Bir Ölüm, (1964) Les Belles Images, (1966) The Woman Destroyed, (1967) Yaşlılık, (1970) Hesap Tamam, (1972) When Things of the Spirit Come First,(1979) Veda Töreni, (1981) Sartre’a Mektuplar, (1990) Aşk Mektupları (Nelson Algren’e), (1998) Ödülleri 1983 Sonning Ödülü