Ne var ki, Weber her ne kadar bu eseriyle bizlere farklı bir bakış açısı sunuyor olsa da, çalışmasında bir takım negatif yönler de bulunmaktadır. Bu hususa binaen ilk olarak şunu belirtmemiz gerekmektedir ki, kapitalizm ile Protestan ahlakı arasında kurmuş olduğu bağlantı yerinde bir tespit olarak görünse bile, Weber’in yaklaşımı indirgemeci bir yaklaşım olarak görünmektedir. Zira o, Protestan ahlakından, modern sınai kapitalizm olarak adlandırdığı bu sistemin yegâne sâiki gibi bahsetmekte, başka sâikler/nedenler olabileceğini ima ediyor olsa bile buna bir örnek dahi vermemektedir. Öte yandan bu eseri boyunca kapitalizm ile Protestanlık ahlakı arasında bağlantılar kurmaya, böyle bir bağlantının var olduğunu açıklamaya çalışmasına rağmen, Prof. Rachfal’a yazdıklarında –tabiri caizse– “ben öyle demedim” demeye çalışarak hem kendisi ile çelişmekte, hem de okuyucuda kafa karışıklığına sebebiyet vermektedir, diyebiliriz. Bunların yanı sıra Weber, bu eserinde sosyal dinamiklerden, coğrafi faktörlerden, yer altı sahip olunan zenginliklerinden bahsetmemekte, eğitim süreçlerini yeterince ele almamakta ve bu unsurları hesaba katmamaktadır. Yalnızca asketizme odaklanması ve bu unsurları göz ardı etmesi, esere getirilebilecek diğer bir tenkittir, diyebiliriz. Zira hâlihazırda önemli bir ticari limana sahip bir kentte ikâmet eden bir kimse yahut altın, petrol vb. önemli yer altı kaynaklarına sahip olan bir coğrafyada yaşayan kimse zaten zengin olduğundan asketizmin ahlakına ne derecede ihtiyaç duyar, bu tartışmalıdır. Kısaca, Weber’in bu eserinde nüfusa, eğitime, ekonomiye, coğrafyaya dayalı sosyolojik bir analiz yoktur diyebiliriz, ki zaten eserin bu yönü de önemli bir eksiklik oluşturmaktadır. Bu eserinde daha ziyade tarihsel bir zihniyet analizi yaptığını, bunun da pek