Belli filozoflar ise, insanı eylemde bulunan bir varlık olmaktan çok akıl sahibi bir varlık olarak görürler ve davranışlarını işlemekten çok anlama yetisini biçimlendirmeğe çalışırlar. İnsanın doğal yapısına bir teorik düşünme konusu olarak bakarlar ve anlama yetimize yön veren, duygularımızı harekete getiren ve bizi belirli bir nesneyi, eylemi veya davranışı onamağa ya da suçlamağa götüren ilkeleri bulmak için, insanın doğal yapısını dikkatle incelerler. Felsefenin bugüne kadar ahlak, akılyürütme ve eleştirinin temellerini her türlü anlaşmazlığın ötesinde daha saptayamamış ve boyuna doğru ile yanlış, kötülük ile erdem, güzellik ile biçimsiziikten söz ettiği halde bu ayırımların kaynağını belirleyememiş olmasını bütün yazın için bir ayıp sayarlar. Bu yaman işe girişirken, hiçbir güçlük onları yollarından çeviremez; tek tek durumlardan genel ilkelere giderek, soruşturmalarını daha da genel ilkelere doğru sürdürürler ve her bilimde insanın tüm meraklılığını sınırlandıracak ana ilkelere ulaşmadıkça dur durak tanımazlar. Teorik düşünceleri sıradan okuyuculara soyut hatta anlaşılmaz görünse de, okumuş ve bilge olanların onayını amaç edinirler ve eğer gelecek kuşakların eğitimine katkıda bulunabilecek gizli kalmış birkaç hakikat ortaya çıkarabilirlerse, hayat boyu süren emeklerinin karşılığını almış sayarlar kendilerini.