Cem.k

Cem.k
@AndiranOtu
" İnsanın gerçek ölümü, hastalıklardan değildir, insanın insana yaptıklarındandır. "
6/10
·352 syf.·
2018 11. kitabı
1984'te ; Orwell kitap boyunca sorgulama içindedir. Kahramanımız Winston Smith, Devrim öncesi hayatı merak etmekte, bu hayatı sorgulamaktadır. Kendisi gibi sorgulayan insanları bulmak istemekte, ama kendisi gibi sorgulayan insanlar bu düşünceden mahrum bırakılmıştır. Winston’un bu yaptıkları parti yasalarına göre yasaktır. Çünkü içinde bulunduğu parti sorgulamaya, düşünmeye izin vermez. Toplumun özgürlüklerinin sınırlandırılmasını, baskıcı rejimlerin birey üzerinde etkisini, Gelişen teknoloji ve iktidarların insanları kontrol altına almasını, özgürlüklerin kısıtlanmasını, sorgulamanın yasak olduğu bir toplumu, her yerde izlendiğimizi karamsar bir şekilde gözümüze sokarak anlatıyor Orwell. Kuşkusuz en iyi distopya örneklerinden birini sunuyor okura. Tele Ekranlar, mikrofonlar, kameralar, uydular... Ütopik dünyayı içinde barındırsa da günümüze ışık tutuyor. Kitabın çevirisi Nuran Akgören'e ait. Bu kitap daha sonraları Can Yayınları çevirmeni " Celal Üster " tarafından çevrilmiş, Kitabın yeni baskısındaki çeviri Celal Üster'e ait, ikisi arasındaki farklar bariz belli oluyor ama bu çevirinin berbat bir çeviri olduğunu söyleyemem. Tekrardan Orwell'ın 1984'üne dönelim. Orwell, romanı İskoçya'da verem ile boğuşurken 1947-1948 yılları arasında yazdı. Kitap sosyalizm karşıtı olarak suçlandı. O dönemin politikacılarıyla karşılaştırma yaparsanız romanı daha iyi anlayabilirsiniz (Adolf Hitler, Stalin gibi..) Bir de Roman üzerinden uyarlama " 1984’’ filmini kitabı okuyarak izlerseniz daha yararlı olur sizin adınıza.Kitabı okurken bazen beyninizi fareler kemiriyor gibi bir hisse kapılabilirsiniz. Yazar çoğu yerde kapalı bir dil kullandığını bizlere " 1984" kitabında gösteriyor. Orwell için Cia ajanı olduğunu söyleyenler olsa da bu rivayetten öteye
Edebiyat
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,4bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
7/10
·112 syf.·
2018 10. kitabı
1970’lerin karanlık yapısı olağanüstü çatışmalarla, darbe dönemini hazırlayan sağ-sol kavgalarıyla geçti, herkes kendi kavgasını veriyordu. Gençlik sağ-sol çatışmalarının içinde boğulsa da hepsi düşünen toplumun bireylerini yansıtıyordu. Her ne kadar dönemin hükümeti bunu farklı onaylasa da gençlik bir şeylerin kavgasını veriyordu. Bu çatışmacı siyasi ortam; edebiyatın güçlü isimlerini ortaya çıkardı. 1958 plaka doğumlu “ Erhan Bozkurt “ bir nevi Ahmet İzzet’in oğlu, babasının ön adını alan şair Ahmet Erhan bu isimlerden biriydi. Kuşak itibariyle arkadaş çevresi tarafından benimsenen bir isimdi. Kuşağının ağırlığını fazlasıyla taşıyordu. Ahmet Erhan, daha 70’lerin gençlik fırtasında, ve sonrasında 20’li yaşların ertesine taşıdığı kitabı “ Alacakaranlıktaki Ülke “ bir nevi Ahmet Erhan’ın ülke için karanlık bir kuşağı temsil edecekti. Hüzün, Ahmet Erhan için her zaman en büyük temsilciydi, bunu anlayanlar çoğunlukta olmasa bir köşede yerini beklemişti. “ Alacakaranlıkta Ülke “ kitabında Adnan Özer “ hiçliğin çekimi: Ahmet Erhan’ın yalnızlığı “ demişti. Bununla kalmayıp dönemin karanlığı hakkında diğer bir önsöz olan “ Ölüm Nedeni Bilinmiyor “ bölümünde “ Kitabın yayımlanma tarihi, Eylül Balyozunun ülke omurgasına inme tarihinden hemen sonraya rastlıyordu ( Mart 1981) ki artık devrimciler darağaçlarında sıranın kendilerine beklemişlerdi bile “ diyor Adnan Satıcı 1994 ‘te yazdığı eleştiri köşesinde. Belirtmek çok mu gerekli bilmiyorum Ahmet Erhan bu kitabıyla 1981, Behçet Necatigil Şiir ödülünü de almıştır ( ödüllerin kendisi için önemli olacağını sanmıyorum-kişisel olarak) Her Ahmet Erhan dizesi gibi kitabının isminin bile “ Alacakaranlıktaki Ülke “ olması bile bir nevi içeriğinin ne kadar buhran olduğunu gösteriyordu. “ Ülkeme bakıyorum uzayıp giden
Alacakaranlıktaki ÜlkeAhmet Erhan · Bilgi Yayınevi · 1997225 okunma
9/10
·164 syf.·
2018 9. kitabı
Bazı romanlar Edebiyat dünyasında ciddi anlamda çığır açmışlardır. Bu romanlar belli dönem sonra popülerliğe uğramış olsalar değerini kaybetmemiştir. Sabahattin Ali ismi üzerinde durmak gerekirse; Sabahattin Ali Yazı yazmaya şiir yazarak başlamış daha sonrasında kendini geliştirerek öyküler yazmaya başlamıştır. Aynı zamanda Sabahattin Ali faili cinayetlerden birine kurban gitmiş, devrin yöneticilerini eleştiren şiiri nedeniyse hapis yatmıştır. Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan , Değirmen, Kürk Mantolu Madonna başlıca eserleri ama en çok bilineni ''Kürk Mantolu Madonna''. Bazı aşk romanları vardır okudukça okumak istersiniz , yapmacık değil doğaldırlar böyle romanlar içinde bol bol hüzünü ,hasreti konu alır ve ulaşamayan şeylere sizi daha da yakınlaştırır. Sabahattin Ali'nin kült romanı olan " Kürk Mantolu Madonna" böyle bir kitap. " Kürk Mantolu Madonna" önsözünden bir kısımla şu sözlerle açılıyor; " Roman, İkinci Dünya Savaşı'nı önceleyen yıllarda yaşanmış tutkulu ve marazi bir aşkı eksen almakta, atmosferi ve yarattığı etki ile ondokuzuncu yüzyıl Rus anlatı edebiyatının özellikle de Dostoyevski ve Gogol'ün- çağrışımlarını taşımaktadır. Yazarın Berlin’de geçirdiği iki yıllık (1928-1930) öğrencilik döneminin esinlemiş olabileceği bu uzun öykünün ilk çeyreğinde, yeni bir işe giren bir küçük memurun; kendini, memuriyet yaşamının küçük ve dar dünyasını ve karşılaştığı hiç de ilginç biri gibi görünmeyen bir başka küçük memuru- Raif efendiyi tanıttığı neredeyse bütünden bağımsız gibi görünen bölüm yer almakta." Her şey bir resim sergisinde Raif Efendi'nin Kürk Mantolu bir kadın portresini görmesiyle başlıyor. Bu noktadan sonra Sabahattin Ali okuyucuyu hüznün derinliklerine yolluyor. Kitabın önsözünde kitabın ikinci bölümünü Füsun Akatlı şöyle anlatıyor; “
Edebiyat
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,7bin okunma
8/10
·85 syf.·
2018 8. kitabı
Deniz, dilediğine özgürlük vaat eder dilediğine çakır taşları. Ahmet Erhan'ın " Deniz Unutma Adını " bana aslında denize derin bakan bir insanı hatırlatır, bir yandan da oğlu Deniz'e dair arada boşluklar bırakır ve tabii ki de kuşak gereği Deniz'lere selam niteliğindedir demek yanlış olmaz. Akşam Güneşi ile açılan bölüm bizi hemen " önsöz " kısmında ben en güzel fotoğraflarımı ölüme sakladım, bunu da bir sır olarak kayda geçirin " sözleriyle karşılıyor, sadece bu söz değil ama ahmet erhan'ın citlerinde de belirtildiği gibi ölüme karşı pek çok vurgu vardır. ama bu ölüm, kolay bir ölüm değil yaşayarak gün gün ölmek sorunu bunun içinde gibi gelir bana. Belki de ahmet erhan o önsüz de aslında hayati değer taşıyan hayat'a bir karşıtlık duyuruyor sözlerinde. " ben ölürüm, yüzüme günışığı düşer, o zaman belki adam bile olurum" demesi boşuna değildir buralarda. sadece tek şiir de bile bir kitabın manifestosunu elimize verir ahmet erhan. içimize dokunur. Ahmet Erhan, çağının gereği farklı bir şair olduğu şüphe getirmez bir gerçekti, arkadaşları tarafından da takdir edilirdi ama kendi iç dünyasında ne fırtınalar kopuyordu kim bilir? " yaşım otuz artık yağmurum yok " dizelerine sahip bir şair hayatla arasında ne kadar güçlü bir bağlantı kurabilirdi? Nihilizm, ahmet erhan'ın damarlarında geziyordu, meyhanede son masada oturan bir ihtiyarı nasıl kimse anlamıyorsa, ahmet erhan da bu kitapta belki de böyleydi. " yaşım otuz artık yağmurum yok, sabahlardan tiksineli çok oldu " cümlelerini yazarken kaç sayısız sabah yaşamıştır, ve kaç bilinmez sabah. " Akşam Güneşi" dir meselesi belki de bu kitabın. Bu basit bir cümle olarak gözükebilir ama yazdığı sözler, kofti ve yapmacık değildir. " hayatım temsili bir yenilgi gösterisidir " diye başlar ahmet erhan bu şiire ve sonraları
Deniz, Unutma Adını!Ahmet Erhan · Everest Yayınları · 2008146 okunma
8/10
·360 syf.·
2018 7. kitabı
Aşk,Nefret, mezarlıklarda bidonla bekleyen çocuklar,öfke ve alfabenin bütün harfleri Hakan günday'ın " Az " kitabında toplanıyor. Adı küçük,ama içindekileriyle ders veren bir roman " AZ" Günday bu romanda şiddetin dilini iyi aktarmasının yanında Oğuz Atay'ı da romanında selamlıyor ve kitapta Oğuz Atay'ın -yaşarken- değerinin bilinmemesini kafasına takan Derda'nın başından geçenleri okuyucuya sunuyor. Okuyucuya sunarken bağlantılar arası kopukluk oluyor, bu da kitabın eksiklerinden olarak göze çarpıyor. " AZ" Diğer Hakan Günday kitaplarına göre okuyucunun gözünde vasat kitap gibi görünse de anlattığı farklı mevzularla ilgi çekmeyi başarıyor. Başarısız bir roman değil " AZ" ama başarılı bir roman da sayıldığını söyleyemem(-kişisel olarak) Sözcüklerin ne denli büyük olduğu kitabı okuyarak daha anlaşılacaktır. O yüzden " AZ " adı küçük ama içindekileriyle ders veren bir roman olarak hatırlanacaktır. Ne çok Derda var demek istiyor Hakan Günday belki de bu kitapta ve kendisinin de dediği gibi; “Belki de az, çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de seni az tanıyorum demek, seni kendimden iyi biliyorum demektir. Belki de az, her şey demektir.”
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,9bin okunma