"Oysa herkes öldürür sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez"
Tuncel Kurtiz’in sesiyle birçoğumuzun hafızasına kazınan bu dizelerin kaynağı Oscar Wilde 'a dayanır. Wilde'ın Reading Zindanı’nda geçirdiği hapis yıllarında yazdığı bu şiire ilham veren kişi ise karısını öldürdüğü için idama mahkûm edilen Charles Thomas Wooldridge’dir. “ahlaka aykırı ilişki” gerekçesiyle Reading Zindanı’nda olan Oscar Wilde, Wooldridge’nin infazına şahit olur. Bu durumdan etkilenen Wilde, mahkumun duygu durumunu, idama kadarki sürecini ve hapishane koşullarını anlatır bir yandan da aşk ve cinayet ikilemini sorgular.
"Bu adam öldürmüş sevdiğini,
ve bu yüzden de ölecekti"
Reading Zindanı Baladı
Alman yazar Rainer Maria Rilke'den okuduğum ilk kitap oldu. 46 sayfa olmasına rağmen derin bir içeriğe sahip. O yüzden anlama zorluğu yaşamak mümkün. 10 ağıttan oluşan bu şiir kitabında ölüm, varoluş, insan hayatı, aşk, tanrı gibi konuları ele almış yazar. Bu temalardan da anlaşılacağı üzere oldukça melankolik ve hüzünlü bir atmosferi var ve bu, okuyucuda duygu karmaşası oluşturuyor.
Açıkçası pek keyif aldığım bir şiir okuma deneyimi olmadı. Birkaçı dışında şiirlerden bir anlam çıkaramadım. Bunda çevirinin etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum. Genelde çeviri şiirler anlam derinliğini kaybediyor bu şiirde mevcut olan yoğun temanın yanı sıra yazarı anlamaya çalışmak çeviriyle pek mümkün olmuyor. Onun dışında işlediği güçlü temalar ve sahip olduğu derinlik bakımından oldukça güçlü bir eser. Yabancı dile hakim olup üzerine daha çok yoğunlaşınca daha iyi kavranabileceğini düşünüyorum.
Antik Yunan tiyatro yazarı Sophokles'in yazdığı bir oyun olan Kral Oidipus , Thebai üçlemesinin birinci kitabıdır. Aynı zamanda Antik Yunan'ın en bilinen trajedilerinden biridir. Bu yüzden mitolojik unsurlara bolca yer verilmiştir. Kehanet, Antik Yunan tanrıları, veba salgını, kader ve irade gibi bu temalar sık karşımıza çıkıyor.
Hikayeye gelecek olursak;
Thebes Kralı Laius ve İokaste'nin oğlu olan Oedipus, bir kehanetle lanetlenir. Kehanet onun babasını öldürüp annesiyle evleneceğini söyler bu yüzden babası kehanetin gerçekleşmemesi için oğlunun öldürülme emrini verir. Ancak Oedipus bir çoban tarafından kurtarılır ve sahiplenilir. Ailesinden habersiz büyüyen Oedipus'un kaderinde olan kehanet gerçekleşir ve babasını öldürüp annesiyle evlenir. Ama bunların anne ve babası olduğunun farkında değildir.
Araştırmaları sonucunda bir kehanetin kurbanı olduğunu anlar ve kaderiyle yüzleşir. Gerçekleri öğrenen annesi ve aynı zamanda eşi olan İokasta intihar eder, Oedipus gözlerini kör eder ve kendini cezalandırarak sürgün eder. Ve böylece üçlemenin ilk hikayesi sona ermiş oluyor.
Ayrıca Sigmund Freud'un ortaya attığı Psikanalitik bir teori olan 'Oedipus Kompleksi' adını bu hikayeden almıştır. Çocukların karşı cins ebeveynlerine duyduğu ilgi ve kıskançlık olarak tanımlanan bu kavram genellikle erkek çocuğun anneye duyduğu aşırı sevgi ve arzu duyması olarak da geçer.
Hikayenin dramatik boyutu, olay örgüsü, dil ve kullanılan kelimelerin ustalığıyla oldukça etkileyici bir eser olduğunu söyleyebilirim. Mitolojik hikayelere ilgisi olanlara mutlaka tavsiye ederim.
İngiliz yazar William Shakespeare'nin ilk dönem oyunlarından olan yanlışlıklar komedyası, Plautus'un ikizler eserinden esinlenerek yazılmıştır.
Bir deniz kazasından sonra ayrılıp kaderlerinin farklı yerlere götürdüğü ikiz kardeşlerin ve onların ikiz uşaklarının yıllar sonra birbirlerini bulması ve ardından gelen bazı trajikomik olayları anlatıyor. Benzerliklerden kaynaklanan yanlış anlaşılmalar ve karışıklıklar oldukça komik ve eğlenceliydi. Bazı yerlerde fazla uzatılan şakaları okuyucuyu biraz yoruyor ancak Shakespeare'nin zekice düşünülmüş esprileri ve sağlam kelime oyunları bunlari görmezden gelmek için oldukça yeterli. Yanlışlıklar Komedyası bazı politik göndermeler de içeriyor. O dönemde Fransa'daki savaşlara ve diğer bazı ülkelere dair eleştiriler de mevcut.
Sonrasında tüm olayların çözüldüğü ve her şeyin tatlıya bağlandığı mutlu bir sonla bitiyor. Okuması oldukça keyifli bir kitaptı. Shakespeare hayranlarının beğenerek okuyacağını düşünüyorum.
Franz Kafka'nın babasıyla yaşadığı sorunları ve ilişkilerini ele aldığı ancak hiçbir zaman alıcısına ulaşamamış bir mektuptur.
Babasına öfkesini, sitemini, kırgınlıklarını kısacası ona söyleyemediklerini yazarak içini dökmüş.
Babasının kendisini yetiştirme tarzıyla ilgili yanlış tutumu, aile içindeki sorunları, çocukluğundan beri maruz kaldığı psikolojik baskı Kafka'da bir travma halini almış.
Kendisini her açıdan yetersiz görmesini, güvensiz bir bireye dönüşmesini ve hatta toplumdan soyutlanmasını babasının baskı ve müdahalelerine bağlıyor. Aslında babasının o kadar da sert olmadığını, o imajı vermek istediğini, yazdığı bu mektuplardan anlıyoruz.
Kafka'nın bu serzenişlerinin bir kısmı da kendisinin fazla beklentilerinin olmasından kaynaklanıyor.
Bizler genelde aile sorunlarımızı saklarken Kafka bunları açıkça dile getirip duygularımıza tercüman oluyor.
Aile ilişkilerinde (özellikle babasıyla) sorun yaşayan birçok kişinin kendinden bir parça bulacağı bir eser. Kısa olmasına rağmen etkileyici bir kitap.
Franz Kafka'yı daha iyi tanımak ve anlamak için başlangıç kitabı olabilir. Bu otobiyografiyi okuduktan sonra Kafka'nın diğer eserleri daha çok anlam kazanacaktır.
Keyifli okumalar.
"Çoğu zaman bana hâkim olan bu hiçlik hissi birçok durumda sizin etkinizden oluşmuştur. Biraz cesaretlendirilmeye, biraz samimiyete biraz yolumun açık tutulmasına ihtiyacım olacaktı, bunu yerine tamamen iyi niyetinizden, başka yola girmem gerektiği için yolu kapattınız."
Babaya Mektup