Anne Kadın

Anne Kadın
Küçük Prensimin Annesiyim 🩵 “Kendi hikayemin kahramanı.”️️ “Yıldızları kovalayan bir düş avcısıyım.”️
...her ilke bir yargıdır, her yargı bir deneyimin sonucudur ve deneyim ancak duyuların harekete geçirilmesi yoluyla elde edilebilir; dolayısıyla, dini ilkeler kesinlikle hiçbir şeye dayanmazlar ve asla doğuştan değillerdir..
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Asla övmedikleri erdemleri bize sunmak için bizim gözümüzden gizlenmekte, kendi ahlâksızlıklarını bizim gözümüzde başka kisveye büründürmekte büyük çıkarı olan insanlarla birlikte yaşamaya mahkûm olduğumuzdan onlara samimiyet göstermek bizim için çok tehlikelidir; çünkü o zaman kendi avantajlarımızı onlara kendi elimizle vermiş oluruz, onlarsa bizden bunu esirgerler ve bu da bönce olur. Sinsiliği ve ikiyüzlülüğü zorunlu kılan toplumdur..
... Anlamıyorsunuz değil mi? Ben bir hayalete en derin sevgimi verdim!" "Başka insanların sevdiği şeylerin gerçekten var olduğuna inanıyor musunuz?" "Bu bir soru mu?" "Tabii ki. Bakın insanların çoğu hayallerindeki varlığa aşık olurlar. Aşık olduklar gerçek bir kadın ya da erkek değildir. Hayallerindeki kadın ya da erkektir. Gerçekteki kişi hayalini kurduğu sevgili için kullandığı bir şablondur. En sonunda da onlar hayalini kurdukları sevgili ile şablon arasındaki farkı görürler. Eğer bu farklılıklara alışabilirlerse birlikte olabilirler ama yok, alışamazlarsa birbirlerinden koparlar. Bu kadar basittir. Sadece sizinki bir bakımdan diğerlerinden farklı. Sizin şablona ihtiyacınız yok." "Yani bu bir hastalık değil. Öyle mi?"
Ben romanımda kendi yarattığım kurgusal bir kişiye deli gibi aşık oldum. Onunla beraber gezdim, dolaştım. Ve hatta onun yüzünden gerçek hayattaki kız arkadaşımdan ayrıldım, Gerçekten de ciddi bir şey yok mu?"..
"Buradan bak, mumların parlaklık verdiği yerden. Şarap ne kadar da güzel görünüyor." Parlayan şarap, mum ışığı koyu kırmızı kristal rüyalar gibiydi. "Ölen bir güneş gibi," demişti Luo Ji. "Böyle düşünme," demişti genç kız insanın içini eritecek bir samimiyetle. "Bana daha çok şeyi andırıyor. Alacakaranlığın gözleri." "Neden şafağın gözleri olmasın?" "Alacakaranlığı daha çok seviyorum." "Niye?" "Alacakaranlıktan sonra yıldızlar gelir ama şafaktan sonra geri sadece..." "Sadece gerçekliğin sert ışığı kalır." "Evet. Aynen öyle."