Tanrının daha doğuştan beni mükemmel bir vücutla yarattığını hissediyorum. Sonra insanlar beni kestiler, gücümü aldılar ve beni sakat bıraktılar. Kadınlığım çalınmıştı. Tanrı bu organlarımı istememiş olsaydı neden yaratmıştı ki?
Tek duam bir gün bu acıyı yaşayan hiçbir kadının kalmaması. O nedenle yaşadıklarım geçmişte kalacak. İnsanlar "Somali'de kadınların sünnet edilmesi yasaklanmış, duydunuz mu?" diyecekler bir gün. Sonra bir başka ülke, sonra bir öteki ve bir öteki... Böyle devam edecek, ta ki dünya kadınlar için güvenli bir yer haline gelene kadar. Ulaşmaya çabaladığım o gün, benim için ne mutlu bir gün olacak! İnşallah, eğer Tanrı isterse, o günde gelecek.
Fakat aşının hastalıkları ve ölümleri engelleyemediğini bildiğimiz gibi, kadınların da şehvet duygusuna esir hayvanlar olmadığını, onların sadakatinin barbarca adetlerle değil de, güven ve sevgiyle kazanılacağını bilmeliyiz.
Dünyanın bir tarafında insanları doyurmak için canımızı dişimize takıyoruz, öteki tarafında ise insanlar kilo vermek için para ödüyorlar. Televizyondaki zayıflama programlarını içeren reklamları gördüğümde "Zayıflamak istiyorsanız Afrika'ya gidin!" diye çığlık çığlığa bağırıyorum.
Buna ne dersiniz? Hiç bunu düşündünüz mü? İnsanlara yardım ederek zayıflamaya ne dersiniz? Kendinizi en azından iyi ve çok farklı hissedersiniz. İki önemli şeyin aynı zamanda üstesinden gelmiş olursunuz. Geri döndüğünüzde birçok şey öğrenmiş olacaksınız. Garanti veririm. Zihniniz de evden ayrılırken olduğundan daha berrak olacak.
Somali'de küçük bir çocukken hayattaki ufak şeylerle bile mutlu olmayı öğrendik. Yağmuru kutlardık, çünkü yağmur su demekti. New York'ta suya kim aldırıyor ki? Mutfakta bir şeylerle uğraşıp etrafta dolanırken açın musluğu aksın.
İhtiyacınız olduğu her an nasılsa elinizin altında o: BUUUM!
Sifonu çekersiniz ve su akar. Sahip olmadığınız şeyleri elde edince mutlu olursunuz. Bizim hiçbir şeyimiz yoktu, o nedenle her şeyle mutlu oluyorduk.