gamze

I'm Glad My Mom Died
10/10
·320 syf.··
2022 39. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 12 Eylül 2022 03:23
Tetikleyici uyarısı: yeme bozukluğu, istismar Jennette McCurdy kendi hayatını, yıllar boyunca annesi tarafından maruz kaldığı duygusal, zihinsel ve fiziksel istirmarları anlatıyor. Jennette iCarly ya da Sam & Cat dizilerinden tanıyor olabileceğiniz Sam karakterini canlandırıyordu, o zamanlar benim favorimdi. Kitabı okuyunca işler değişti tabii. Kendisi ile birlikte oynadığı rollere karşı da bakış açımızı değiştirecek gerçekleri anlatıyor çünkü bize; Oyunculuktan, diziden, kamera arkasındaki yaşadığı olaylardan, dış dünyada insanların onu "Sam" diye tanımasından hiç memnun olmadığını defalarca söylüyor. Sebeplerini okudukça bu duruma hak vermemek mümkün değil... 6 yaşında annesinin isteği üzerine atıldığı oyunculuk kariyeri, daha 11 yaşındayken annesinin "tavsiyesi" ile tanıştığı yeme bozukluğu, 17 yaşına kadar annesinin banyo yaptırması(bazen abisi ile birlikte yaptırması), kıyafetleri, arkadaşları, kirpikleri, yiyeceği dondurmanın aromasına bile annesinin karar vermesi gibi- yaşadığı/maruz kaldığı korkunç durumlar, yaşı ilerledikçe dönüştüğü kişiyi, mental sağlığını, dolayısıyla tüm hayatını etkilemiş ve Jennette bize hepsini tüm samimi duygularıyla akıcı bir şekilde anlatıyor. Sevdiğim bir kurgusal karakter için okumaya başladığım kitabı Jennette McCurdy'i tanıyarak, duyurmak istediği sesini dinleyerek ve anlamaya gayret ederek bitirdim. Beğenmediğim bir kısmı yok ama tekrar bir uyarı olması adına şunu söyleyerek bitireyim: Özellikle kendimle "alakalı" bulduğum bazı tetikleyici içerikleri ve Jennette'in bu konudaki üzücü deneyimlerini okumak benim için zordu. Okumaya devam edebilecek zamanım varken bazen ara verdiğim oldu. Genel olarak kitap beni duygusal açıdan birazcık yıprattı... Tabii bu kişinin hassasiyetine göre değişebilir bir şey. “People don't seem to
Otobiyografi
I'm Glad My Mom DiedJennette McCurdy · Ashley Good · 2022578 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın
10/10
·280 syf.··
2022 38. kitabı
Fatmagül Berktay'ın insanlığın ortaya çıkışından itibaren kadınların toplum içerisinde nasıl değersizleştirilmeye başlandığını, tek tanrılı dinlerde kadınının konumunu, bu konumun tarihi köklerini ve ataerkil sistemle ilişkisini ele aldığı doktora tezi. Antik yunan, mısır, eski mezopotamya’da kadın algısından, yahudiliğin ''beni kadın yaratmayan tanrıya şükürler olsun'' duasına, hristiyanlığın kadın düşmanlığından, islamiyetin kadını recmine kadar süregelen- kadının "ikinci sınıf insan" statüsünde görülmesi hakkında çeşitli argümanlar sunuyor. "...Ancak, tezin yazımının olmasa bile, araştırma ve zihinde olgunlaştırma sürecinin epey uzun bir zaman dilimine yayılmış ve oldukça geç bir yaşta kotarılmış olmasının getirdiği bazı avantajlar da yok değil." Diye başlıyor önsözü. Kitap ilerledikçe dipnotları, kanıtları, kaynakçası, referansları ile bunun ne kadar doğru olduğunu ve derinlemesine bir inceleme okuduğumuzu anlıyoruz. Dinler arasında yaptığı karşılaştırmalar, disiplinlerarası incelemeleri, dünya tarihine adını yazdırmış sosyolog, felsefeci, hukukçu, politikacıların kadınlar hakkındaki sığ düşünce yapılarını ortaya çıkarması, bildiğinizi düşündüğünüz konulara bile başka açıdan bakmanızı sağlayıp yeni bir şey öğretmesi ile enfes bir çalışma. Üstelik hem akıcı hem çok fazla terminoloji içermesine rağmen anlaması zor değil. Okuyun, okutturun. Ufkunuzun açılmaması mümkün değil.
Feminizm
Tek Tanrılı Dinler Karşısında KadınFatmagül Berktay · Metis Yayıncılık · 2025944 okunma
Bir Dinozorun Anıları
10/10
·353 syf.··
2022 11. kitabı
Mina Urgan'ın kendi anılarını anlattığı, beş bölümden oluşan kitabı. Kronolojik bir şekilde ilerlemiyor, bölüm isimleri sırasıyla şöyle: Yaşlılık ve Ölüm, Çocukluk, Gençlik, Gençliğimde tanıdığım bazı kişiler, Siyasal Konusu ile ilgili tek bir şey söylemek mümkün değil, neredeyse 65 yıllık yaşantıyı anlatırken birçok şeyden bahsediyor. Çocukluğu, gençliği, yaşlılığı, siyasi görüşü, ateistliği, cumhuriyet dönemi ve 60'lı yılların çoğu edebiyatçı ve sanatçılarını tanıyor oluşu. Tabii bu kadar kişiyi tanıyor olunca her biriyle farklı anılar biriktirmiş yaşamı boyunca. Bazıları o kadar ilginç ki insan şaşıyor(özellikle Necip Fazıl kısımları... Annesinin Atatürk ile olan arkadaşlığı da hem ilginç hem en çok hoşuma giden kısımlarındandı), tüm anılarını toplayıp bir film yapsalar "ya bu kadar da olmaz" dersin sanki. Daha ilk sayfasını okurken anlatım tarzı, samimiliği beni kendine çekti. Zaten hem Mina Urgan'ı hem de anı, mektup, biyografi tarzı kitapları okumayı sevdiğim için bayılarak okuyacağımı bilerek başlamıştım. Bolca işaretler koyduğum, altını çizdiğim, bazen sesli güldüğüm, bazen gözlerimin dolduğu, bazen kitap okuyor gibi değil de, bir arkadaşımın başına gelenleri dinliyormuş gibi hissettirdiği hoş bir deneyim yaşattı bana. Kendisine hayranlığımı ikiye katladı. Bu arada sesli kitap severler için, kitap storytel'de Işıl Yücesoy'un seslendirmesi ile mevcut. Sesleri de birbirlerine benziyor, inanılmaz güzel bir seçim olmuş. Bizzat Mina Urgan size anlatıyor gibi hissettiriyor.
Otobiyografi
Bir Dinozorun AnılarıMina Urgan · Yapı Kredi Yayınları · 202214,3bin okunma
*Kitabı sevenler için tetikleyici uyarısı*
1/10
·336 syf.··
2022 37. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Ağustos 2022 20:44
Bittiği an "Herkesin beğendiğini gördüğüm için büyük beklenti ile mi okudum acaba?" dedim ama yok, hiçbir nedene ihtiyaç duymadan da çok kötü olmayı başarabilen bir kitaptı... Bana tam olarak aynı hayal kırıklığını ve bunalımı yaşattan "Bu iş burada biter"i hatırlattı. Karakterlerin dümdüz "Bu şu travmaya sahip olsun, bu da bu travmasından birkaç kere bahsetsin, tamam işte, oldu bitti" der gibi geçiştirilerek yazılmaları ve haliyle hiçbir derinliklerinin olmaması yüzünden bir bağ kurmak mümkün değildi. Yazarın yüzeysel, yavan ve boyuna kendini tekrar eden bir dili vardı. Bütün bir sayfa boyunca, aynı anlama gelen on beş farklı cümleyi başka kelimelerle yeniden yazması, yine aynı amaçla ve belki de farklılık katmasını hedefleyerek eklediği "Birer sayfalık alakasız yan hikayeler" fazlasıyla sıkıcıydı, okurken bana baygınlıklar geçirtti. *spoiler alanı* Daha 18 saat önce eski sevgilisinin yeni erkek arkadaşını döverken, şimdi 16 saattir tanıdığı birine "aşık olup" seni seviyorum demesini içten bulabilmem için az da olsa bir gelişim aşamasına ihtiyacım var gibi hissettim ve tabiki yazar bu gelişimi, ilişki dinamiklerini bize sağlamadığı için aşklarına ortak olamadım. Hikayede tutacak hiçbir şey kalmadığı için "Artık ölseler de bitse" diye düşünen, son sayfaları(en trajik olması gereken yerler) okurken içten içe "İşte bitiyor!" diye sevindiren acımasız birine dönüştürdü beni... Biraz da benim gereksiz bilgilendimelerim: Üç yüz sayfa boyunca tek bir satırı bile işaretlemedim/altını çizmedim. Yine çok önemli bir bilgi- imkanım olsa tüm kitap boyunca sessize alacağım kelimeler listesi: plüton, plüton, plüton, üzgünüm, bisiklet
Ve Sonunda İkisi de ÖlürAdam Silvera · Pegasus Yayınları · 20194,078 okunma
Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat
7/10
·136 syf.··
2022 36. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Ağustos 2022 20:29
Şemsettin Sami'nin "kadın sorunları" etrafında kurduğu, bolca toplum eleştirisi olan ve yalnızca bir "aşk" romanı olarak değerlendirilmemesi gereken değerli eseri. Tabii ilk Türk romanı olduğunu unutmayarak çok derin tespitler ve iyi bir kurgu beklememek lazım, bazı yönlerini eksik ve acemice bulunmanız çok muhtemel. Zaten bu eseri yazarken Şemsettin Sami'nin asıl amacı kendisinin de dediği gibi; ibretlik bir hikâye anlatarak toplumsal ve ahlaki öğüt vermek. Okurken başınıza ağrılar girmemesi, dönemin şartlarına sinir olmamak elde değil. Neyse ki giriş bölümünde okuyucuda merak uyandırarak yakaladığı tempoyu, eleştirdiği konuları işleme şekli ve dilinin sade oluşu sayesinde sonuna kadar akıcı bir şekilde sürdürüyor da kitap çabucak bitiyor. *Spoiler alanı* Fitnat'ın Ragıbe Hanım'a olan hislerini açıkça aşk olarak değerlendirmesi, Talat'a duyduğu hislerle tamamen eşit tutması (bi panik de diyebilir miyiz buna) ve Talat'ın kadın kılığına girdiği ilk gün, sokakta yürürken tanıdığı bir memurun ona "sarkıntılık" etmesi sonucunda yaptığı iç konuşma kısımlarına çok şaşırdım, 150 yıllık romandan hiç beklemediğim şeyler olduğu için bu iki kısım ayrıca hoşuma gitti. ("kadınların yolda rahat yürüyememesi" konusunda 150 yılda pek bir yol katedemediğimizi fark etmek üzdü tabii.) Şemsettin Sami kitabı "bu bir musibetname değil" diye bitirmiş ama son iki-üç sayfada "Gökten üç elma düşmüş" dercesine herkesi nasiplendirdiği trajik olaylar katliamdan farksızdı sanki... Bu yeşilçam tokadı etkisi ile vermek istediği mesaj ise belli: "İşte benimsediğiniz düzeni uygulamaya devam ederseniz bunlar olur!" Benim beğenmediğim ve biraz da canımı sıkan tek şey; sürekli araya girip bilgilendirmeler yapılması yüzünden zaman zaman anlatıcı bakış açısının değişimini yakalayamamaktı.
Edebiyat
Taaşşuk-ı Talat ve FitnatŞemseddin Sami · Araf Yayınları · 201738,1bin okunma