gamze

Mektup Aşkları
10/10
·229 syf.··
2022 55. kitabı
Yine mektup formatında yazılmış bir roman ve ben... Kitapta 87 mektup var.(Geneli farklı kişilerin Jale'ye yazdıkları mektuplar) Yalnızca 2 tanesi ana karakterin mektubu, onlar da en sonda.(bunun Jale'yi daha gizemli yapmak ve bize merak ettirmek için bilerek yapıldığını düşünüyorum) Herkes için farklı fontlar kullanılması çok hoşuma gitti, karakterin farkını daha iyi yansıtmış. Bazen vıcık vıcık bile bulabileceğiniz aşk cümlelerinin içinde aslında bir yandan aşka olan inancımızı sorgulatıyor. Kadının birey olma mücadelesini çok gündelik biçimde, aşk ve arkadaşlık üzerinden değerlendirerek ele alıyor. Hem türü hem Leyla Erbil'in dilini ve kullandığı teknikleri çok sevdiğimden bunu da bayılarak okudum.(Özellikle Ferhunde ve Sacide’nin yazdığı mektupları okumak çok zevkliydi) Daha önce mektup tarzı okumadıysanız, başındaki ilk okuduğunuz mektuplar aklınızı karıştırabilir ama kitap ilerledikçe ve kişilere aşina oldukça birçok şey yerine oturuyor ve olay örgüsünü yakalayabiliyorsunuz. *spoilerımsı* Sonu neydi öyle... Hiç beklenmedikti, son iki mektubu şaşkınlık içinde okudum resmen. Tanıtım bülteninden: “Erbil’in çeşitli kişilerin birbirlerine yazdıkları özel yaşam itiraflarıyla dolu mektuplardan oluşan bu romanı, estetik ya da erotizm ile etiğin çatışmasına bize bir aralıktan baktırırken, aynı zamanda bu çatışmanın kaynağını sorunsallaştırmaktadır. Çatışma, kuşkusuz romandaki olayın kurgusuna aittir; fakat kurguyu da aşmakta, bizi bu romanın doğrulukla ilişkisi üzerinde düşünmeye çağırmaktadır. Edebiyat ya da roman doğruyu söyler mi, söyleyebilir mi, Özellikle bu roman Mektup Aşkları ise? Mektuplar ne varacağı yere varmıştır ne de varmamıştır ya da varmayacaktır; mektuplar yoldadır ve okuyanı çarpmaktadır. Tek doğru, mektupların yolda ve elden ele geçmekte olduğudur.”
Edebiyat
Mektup AşklarıLeyla Erbil · İş Bankası Kültür Yayınları · 20101,479 okunma
Reklam
Kapıların Dışında
10/10
·120 syf.··
2022 42. kitabı
Kitap savaştan dönen Beckmann'ın hikayesini anlatıyor. Ölülerin diyarından tesadüfen geri dönebilenlerden biri Beckmann. Fakat ne eşi ve evi ne de ülkesi bıraktığı gibi değil, artık her yer enkaz, herkes kaypak ve Beckmann nihilist bir tavırla yalnızca ölümü arzuluyor. Kitabın yazarı Wolfgang Borchert, ikinci dünya savaşı’nın toplumda yarattığı yıkıcı etkileri ele alan “yıkıntı edebiyatı”nın önemli temsilcilerinden biri. kendisi nasyonal sosyalizmin ahlaki ve fiziksel kurbanlarından, fazlasıyla trajik olaylar yaşamış ve yine trajik bir şekilde genç yaşta hayatını kaybetmiş. büyük yankı uyandıran "Kapıların Dışında" kendisinin tek oyunu ve ne yazık ki ölümünden bir gün sonra sahnelenmeye başlanmış. Haliyle oyun fazlasıyla yazarın kendi hayatından izler taşıyor. Savaşın ve ölümün insanın üzerinde yarattığı etkiyi derinden hissettirirken, neredeyse her diyalogda durup düşünme ihtiyacı hissettiriyor. Okuduğum en güzel oyunlardan biriydi, hayran kaldım resmen. Bir yandan hiç bitmiş gibi hissettirmedi, şiir kitapları gibi ucu açık kaldı sanki. Derinliğiyle, anlatısıyla (ve Behçet Necatigil'in harika çevirisi ile) tam arada rastgele sayfasını açıp okumalık bir başucu kitabı. Bir gün tiyatroda izleyebilme imkanı bulurum umarım... Ayrıca kitabın başında yazarın hayatını ve çeviri sürecinin nasıl geçtiğini uzuuunca anlatmışlar. Herhangi bir şeyin oluşum sürecini okumak benim için çok keyifli ama bunu sevmeyenlerin olduğunu biliyorum ve onların bile bu kitap için bir ayrıcalık yapmasını ve atlamadan okumasını öneriyorum. Yazarın hayatından nasıl izler taşıdığı, oluşum süreci, kaç günde yazıldığı gibi bilgiler içeriyor ve bunlar oyunu okurken daha iyi anlamamızı sağlıyor bence.
Tiyatro
Kapıların DışındaWolfgang Borchert · Can Yayınları · 20217,9bin okunma
Hep O Şarkı
10/10
·190 syf.··
2021 5. kitabı
"Meğer roman yazmak ne güç bir işmiş! İşte elimde kalem önümde defter, saatlerden beri evirip çeviriyorum, iki cümleyi bir araya getiremiyorum." Kitap tam olarak bu cümlelerle başlıyor. Münire'nin kendi ağzından, roman yazarmış gibi ama bir yandan da bunun zorluğundan yakınarak, ara ara bizimle doğrudan konuşarak anlattığı hayatını okuyoruz. Komşu yalıda oturan Cemil Bey ve ikisinin çocukluktan başlayan hoşlantılarına, aşklarına şahit oluyoruz. Hep o şarkı şuana kadar okuduğum en güzel Yakup Kadri romanlarından biriydi. Münire bir şeyleri anlatırken eski İstanbul gözümün önünde canlandı resmen. Tüm o çocukluk anıları, hayal kırıklıkları, sıcak yaz akşamları, yalılar, kayık sefaları, gizli mektuplar... Öyle tasvir edilmiş ki tam anlamıyla Türkçe şöleniydi. Münire'nin hikayesine, onunla aynı mahallede hatta hemen yanında oturan bir komşusu gibi, penceremden şahit oldum sanki. Üzücü olaylar yaşansa da büyük felaketler, duygu fırtınaları kopmuyor. Yakup Kadri, yaşadığı dramatik durumlara rağmen karakterleri trajik kimliklerinden sıyırmış. (En çok da böyle oluşu hoşuma gitti, eski dönem kitapları/türk klasiklerinde sık görüldüğü gibi sizi zorla drama boğma çabası yoktu) Münire'nin kitabı yazarken artık 50li yaşları geçmiş olmasının da etkisi olabilir bunda tabii. Yılların geçip gittiğini kabullenmiş, durgun, sakin bir şekilde anlatıyor başlarına gelenleri. Bedia Ener Öztep'in muhteşem seslendirmesi ile Storytel'den de dinleyebilirsiniz. *spoiler alanı* Kitabın sonuna ayrı bayıldım. En güzel iyi olmayan iyi sonlardan biriydi (kesinlikle self sabotage değildir) Başka türlü bitse belki onlar için değil ama benim için bir şeylereksik kalırdı sanki.
Edebiyat
Hep O ŞarkıYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20184,307 okunma
Biz İyiyiz
3/10
·216 syf.··
2022 40. kitabı
“Çok fazla şeye ihtiyacın olduğunu düşünerek yaşarsın. Ta ki bir gün yanına sadece annenin fotoğrafını alıp şehri terk edene kadar. Marin, eski hayatıyla tüm bağlarını koparmış ve her şeyi unutmayı seçmişti. Büyükbabası öldükten sonra olanları kimse bilmiyordu en yakın arkadaşı Mabel bile. Fakat evinden çok uzakta olsa da, hatıraları peşini bırakmıyordu. Aylar geçmiş ve kış tatilinde yurt odasında kendisini yapayalnız bulmuşken, Marin sadece bekliyordu. Mabel planladıkları gibi onu ziyarete geldiğinde, söylenmemiş tüm sözlerle ve buz kesmiş kalbiyle nihayet yüzleşmek zorunda kalacaktı.” -Arka kapak yazısından. Tüm kitap boyunca, iki kişinin üç günde gezdiği yerleri, yurt odasında oturmaları ve yediği yemekleri(hep de aynı şeyler ama ne yaparsınız öğrencilik hali) okuyoruz. Bir tutam da travma serpiştirilen hikayeye zaman zaman geçmişteki birkaç anı dahil oluyor ve onlar sayesinde Marin'in hayatındaki her şeyi -en yakın arkadaşını bile- arkasında bırakıp "kaçma" sebebini öğreniyoruz. Aynı anıyı aynı kelimelerle belki yirmi kere tekrar etmesi biraz can sıkıcıydı... Sanırım bu "kısıtlı bir zamanı tüm romana yayma" durumu ister istemez sürekli tekrara düşmeye ve hiç merak uyandırmayan gereksiz detaylara yer verilmesine yol açıyor. Fazla karakter yok, hikayesi karmaşık değil, dili sade. Tam ağır okumalar bunalttığında kafanızı boşaltabilmek adına araya sıkıştırmalık dümdüz bir kitap.
Gençlik
Biz İyiyizNina LaCour · Yabancı Yayınları · 2019225 okunma
Şeytanın Çırağı
9/10
·128 syf.··
2022 41. kitabı
*içeriği nedeniyle reşit olmayanların okumasını önermiyorum* İki farklı kısa romandan oluşan kitapta, iki farklı cinayeti ele alıyor Hamao. İlki, çoktan yaşanmış bir olayın katil zanlısının yazdığı uzun mektuptan; ikincisi, cinayetle suçlanan bir gencin avukatı tarafından anlatılan dava sürecinden oluşuyor. Alışık olduğumuz polisiyelerin yanı sıra burada katillerin kovalandığı, sorgulamaların yapıldığı bir durum söz konusu değil. Hayran bırakan zekasıyla suçların gizemini çözen bir dedektif modeli yok ve psikolojik öğeler fazlasıyla ön planda. Bu sebeple kara roman(polisiyenin en sevdiğim hali) türüne de giriyor. Kara roman türündeki kitaplar genelde diğer polisiyelere göre daha gerçekçi oluyorlar ama bunda şöyle bir fark var ki; yazar hayatının bir döneminde savcılık ve avukatlık yapmış. Gerçeğe yakın bir olay örgüsü oluşturmasında bunun da olumlu etkileri olduğu görülüyor. Akıcı bir anlatımı var -ki kitap zaten kısa. Üstüne bir de iki ayrı romana ayrıldığı için çabucak bitiyor. Okuyucuyu "Suçlu kim?" koşuşturması içine sokmamasına rağmen başından sonuna kadar merak hissettirmeyi başarmış. Ayrıca kitapta japon kültürüne ait bazı şeyler ve japon kültüründe kadının yeri konusunda fikir sahibi olabileceğimiz durumlar da mevcut. Ne kadar birbirleri ile hiç bağlantılı olmasa da, romanların sıralaması tam tersi olsaydı daha çok etkilenirdim gibi geldi bana. İkincisini de beğendim ama ilkine bayıldığım için, onun ardına diğerini okumak bir miktar sönük kalmış gibi hissettirdi... Nilay Çalşimşek'in de ellerine sağlık, gerçekten çok güzel çevirmiş. Zorluk çekilmemesi adına kitabın en başına "japonca isimlerin yazılışı ve telaffuzu" hakkında bir yazı yazmış, kitap boyunca aşina olmadığımız terimler için dipnotlarda açıklamalar yapmış.
Polisiye
Şeytanın ÇırağıŞiro Hamao · İthaki Yayınları · 20249,8bin okunma
Reklam