Sezgin Kaymaz sekiz öyküden oluşan kitabını “mektupkardeşlerine” yani okurlarına ithaf etmiş. Ne kadarının doğru olduğunu tam bilmediğimiz hikayelerde yazar kendi hayatının çeşitli dönemlerindeki olaylardan bahsetmiş, kurguysa da değilse de hepsi tamamen gerçek gibi hissettiriyor. Hikaye anlatımı çok başarılı, günlük hayatla edebiyatı birbirinden ayırmadığı için samimi ve konu ne olursa olsun okuyucuyu içinde tutmayı başaran eğlenceli bir dili var. Kısacık kitapta birçok duyguyu yaşatıyor, bir hikayede kahkahalar attırırken, diğerinde resmen ağlatıyor(bugün bize kim geldi)
Küçüklüğünden, yurt anılarına, evliliğine kadar her şeyine bizi tanık ederken, kendinin "kötü" yanlarını da hiç çekinmeden anlatıyor. Egosunun kendine verdiği zararları, haksız olduğu durumlarda altta kalmak istememek için başvurduğu yolları açık açık söylüyor.
Hikaye kitaplarının belki en büyük problemi olan(bence) "bazı hikayeleri çok beğenme, bazılarının da size hiç uygun olmaması sebebiyle güzel olan hikayeleri okurken bile hissedilen burukluk" durumunu yaşatmadı, hepsi birbirinden güzeldi. Yine de iki favorim var: hayvan severliği iliklerime kadar hissettiren, gözlerimi dolduran "bugün bize kim geldi" ve sevgili mektupkardeşim.
Ne yazık ki, ilk kez tanıştığım ve kalemine hemen ısındığım bu yazarın yaptığı, sevmediğim ve keşke olmasaydı dediğim iki şey var: Aile içi şiddetin üzerinde duruş tarzı sebebiyle normalleştiriyormuş gibi gözükmesi. Aslında yazarın tarzı bu. Anlattıkları da direkt kendi hayatı olduğu için, yaşadığı trajik durumları eğlenceli bir dille, bazen kendiyle dalga geçerek anlatmayı seçmiş. Yaşını da göze alacak olursak artık onun için çok geride kalmış bu olayları sadece bir anı olarak, belki gülümseyerek bile hatırlıyor olabilir ama okuyucuya da böyle yansıtması gerekir