gamze

8/10
·232 syf.··
2023 10. kitabı
“Yani dünyanın sana sunabileceği en derin deneyimlerden biri, bir bakıma, kırk bir kalptir.” İki eski dost ve eski gangster olan Charlie ve Maurice İspanya’da bir limanda, Maurice’in yıllardır görüşmediği kızının yolunu gözlüyorlar. Kız ya Tanca’dan gelen bir feribottan inecek, ya da Tanca’ya giden bir feribota binecek. Hangisi olduğunu onlar da bilmiyor ama bekliyorlar. İkili limanda, genellikle danışmanın yanındaki bankta oturup etrafı gözlerken bir yandan kızı tanıyor olabileceğini düşündükleri yolcuları sorguya çekiyorlar, bir yandan da sohbet ediyorlar. En can alıcı kısmı da bu: sohbetler. Roman limanda bekledikleri an ile geçmişten bahsettikleri zamanları birbirinden ayıran iki zamanlı bir anlatım ile ilerliyor. Özellikle 2018’de limanda geçen ve çoğu zaman bir tiyatro eserini andıran derinlikli, yoğun diyaloglarla örülü bölümler çok etkileyici. Geçmişin tasviri bazen şaşırtıcı şekilde apaçık. Limandaki belirsiz bekleyişimiz devam ettiği sürece yalnızlık, kayıp, erkeklik, keder, delilik, kabulleniş, kimlik, sorunlu aile ilişkileri, kadın karakterlerin erkek hegemonyası içinde var olma savaşı, ölüm gibi birçok derin konuya değiniyorlar. Bu yüzden çok uzun bir kitap olmamasına rağmen sindirmek biraz zaman alabiliyor. Bu iki sokak filozofunun kederli, çoğu zaman trajik ve zaman zaman da eğlenceli hikâyesi, mekanlarıyla, konusuyla, işleyişiyle tam festival filmi tadında bir roman olmuş. Sisli manzara karşısında yarım saat sessiz oturan karakterlerin çok da bir yere varmayacağını anladığınız hayatlarını izlerken sinir krizi geçirmiyorsanız; Tanca'ya Gece Feribotu'nu okumanızı öneririm. (Geçmişte geçen ve ikilinin karmaşık ilişkilerini, suç tarihini anlatan bölümler zaman akışı açısından biraz karmaşık. Bu durum yazarın şairane anlatımı ile harmanlanınca,
Edebiyat
Tanca’ya Gece FeribotuKevin Barry · Harfa Yayınları · 202124 okunma
Reklam
Güneş Olan Kız
9/10
·416 syf.··
2023 9. kitabı
Kitap gerçek yaşanmış tarihin fantastik bir uyarlaması. Moğol Yuan Hanedanlığı ve Kızıl Türban İsyanları sırasında 14. yüzyıl Çin'indeyiz ve bu iki tarafın siyasi entrikaları etrafında şekillenen hikayede Zhu'un hayatının yeniden anlatımını okuyoruz. Zhu ailesinde hayatta kalan tek kız çocuğu ve kadını sadece cariye, hizmet eden bir eşya olarak gören Antik Çin'in erkek egemen toplumunda değersiz bir "hiç." Bir gün geleceğinde ne olduğunu sorduğu falcı bile böyle diyor; hiç. Ama kitaptaki karakterlerin çoğu gibi Zhu da kaderini kabullenmemekte ısrarcı, hırslı bir karakter. Rutin hayatından koparılıp dış dünyaya savrulduğu her an Zhu kendisini seçiyor ama bunu bencillik deyip geçebileceğimiz bir şekilde yapmıyor ve belki de onun karakterini bu kadar çekici kılan da bu. Onun yaşama tutunma arzusunun zamanla acımasız bir kararlılığa dönüştüğünü görmek, kaderini baştan yaratmak için çıktığı yolda yaptıklarına şahit olmak inanılmaz ve hatta bazen şok edici. Kitap çoğunlukla General Ouyang ve Zhu arasında paralel bir şekilde inşa edilmiş anlatım ile ilerliyor. İkisi de toplumun dar kalıplarına sığmayan, kaderleri sosyal kısıtlamalardan çok daha büyük olan karakterler. Ve kişilik olarak onlara zıt noktada duran Ma, bakış açısını görebildiğimiz üçüncü karakter. Tüm farklılıklarına rağmen bu üçünün ortak bir yanı var: hayatlarının kendilerinin olmaması. Karakterlerin çoğu ahlaki açıdan gri ve problematik kişiler, yine de çoğu hoşuma gitti... (gönlümün sahibi Ma tabii) Birbirlerinden çok farklı olmalarına rağmen hepsinin benzer bir mücadele içinde olması ve göze aldıkları şeyler yüzünden yaşadıkları iç çatışmaları okumak keyifliydi. Sanırım sevmediğim tek şey: ilk yarısına kadar normal tempoda ilerlerken sonrasında biraz hızlandığı için daha uzun okumak istediğim bazı
Tarihi Kurgu
Güneş Olan KızShelley Parker-Chan · İthaki Yayınları · 2023190 okunma
Dünya Ağrısı
10/10
·336 syf.··
2023 8. kitabı
Tetikleyici uyarısı: intihar Ayfer Tunç'un kalemini çok seviyorum, inanılmaz bir gözlem yeteneği olduğunu eserlerinde hep belli ediyor. Yaptığı bireysel ve toplumsal tespitleri öyle doğal işleyip yerleştiriyor ki karakterlerine, "gerçekten böyle ya, yaşamış da mı biliyor acaba" dedirtiyor her zaman. Dünya Ağrısı da yine çok iyi tahliller yaptığı, belki de en ağır ilerleyen ve en derin romanı. Varoluş sancısı çeken Mürşit'i, onun çevresindeki mekanlarla sınırlı gündelik rutin hayatı, bu hayata sıkışmış ruhsal tükenmişlikleri ve onu anlayan tek kişi olduğunu düşündüğü dostu Madenci'yi merkezine alırken bir yandan da; linç, istismar, intihar, ırkçılık, çocukluk travmaları, maraş katliamı, cinsiyet rolleri gibi bir sürü toplumsal problemi, gizli kalmış ya da üstü kapatılmış acı gerçekleri çarpıyor suratımıza her satırında. Görmediğimiz yara acımaz ya bazen, Ayfer Tunç Dünya Ağrısı'nda bize o yarayı gösterip hatırlatmakla kalmıyor; parmağını üzerine bastırıp ağrılarımızın şiddetini de arttırıyor resmen. Mürşit orta yaşlarda, babasından miras kalan oteli nefret ederek işleten, sevmeden evlenen, istemeden yaşayan biri. İsimlerin anlamlarına çok inanan babası "yol gösteren" anlamında Mürşit koymuş adını ama biz Mürşit'in kendine bile kılavuz olamadığı hikayesine tanık oluyoruz, kendi kuyumuzdan çıkıp onun kuyusuna atıyoruz kendimizi. “Hikayeler insanı kendi kuyusundan çıkarır başkalarının kuyularına atar,” Kitap boyunca, Mürşit'in hem özgürlükten nefret eden babasına inat hem de kendi yaşayamadıklarını bari o yaşasın diye ismini Özgür koyduğu ama asla özgür olmak istemeyen oğlu ile girdiği çatışmalara, taşra yaşamında geniş aile modelindeki fedakar, cefakar kadını temsil eden Şükran'a, tek eksiği çocuk sanılan ama "benim de ağrılarım var baba" diyen Elvan'a çok üzüldüm.
Dünya AğrısıAyfer Tunç · Can Yayınları · 20216bin okunma
Yeryüzünde Bir An İçin Muhteşemiz
10/10
·256 syf.··
2022 63. kitabı
"Zaten Vietnamlı” olan yazarın, küçükken öğrenmek zorunda kaldığı yabancı dil ile bu eseri vererek, tüm “dışarı çık ve görünmez ol” nasihatlerine karşı, sanatıyla “ben buradayım” demesi ve yıllar sonra bir köşede unutulmuşluklarının öcünü alması... Bu şiirsel romanda Vietnam savaşı sonrası Amerika'ya göç etmiş bir ailenin travma dolu hayatından kesitlere şahit oluyoruz. Tüm kitap Küçük Köpek'in(ana karakterin lakabı) yazdığı mektuptan oluşuyor. Çocukluğundan üniversite yıllarına kadar uzanan zaman dilimini anlatığı mektubu annesine seslenerek yazmasının ironik bir yanı da var: annesinin okuma yazma bilmiyor oluşu. Alıcısının okuyamayacağını bildiğimiz için, Küçük Köpek'in mecbur bırakıldıklarıyla, başına gelen kötü durumları sessizce kabullenişiyle mektubuna döktüğü içini, tüm duygularını biz kucaklıyoruz. Kitap bitince de bir süre omuzlarımızda taşıyoruz bu yükü. Küçük Köpek de “zaten Vietnamlı.” Ve her açıdan öteki. O yüzden konu sadece onun annesine iç dökmesi değil: göçmenlik, ırkçılık, cinsel yönelim, sınıf, işçi sömürüsü, şiddet, madde bağımlılığı, hayvan sömürüsü gibi evrensel meselelere, öteki olmanın zorluklarına da sık sık yer verilmiş kitapta. Ve geçmişteki acı dolu hatıralara dönmek, maruz kalınan psikolojik şiddete şahit olmak fazlasıyla sarsıcı. Yazarın bu kadar sarsıcı bir kitabı bizi dramdan drama çarparak yazmamış olması, şiirsel anlatısına rağmen gerçeklikten uzaklaşmamasını sağlamış. Bu da daha çok boğaz düğümlenmesi demek. Şair olmasının bu kadar etkili bir dil kullanmasına büyük katkısı olduğu belli. Bitirdiğim an dönüp işaretlediğim sayfaları tekrar okudum, iyi roman okumanın verdiği küçük çarpıntı hissini ne kadar özlediğimi hatırladım, inanılmaz bir eserdi. En yüksek puanı vermek bile yeterli hissettirmedi... Kesinlikle okuyun, okutturun
Mektup
Yeryüzünde Bir An İçin MuhteşemizOcean Vuong · Harfa Yayınları · 2020597 okunma
Suzan Defter
10/10
·128 syf.··
2022 64. kitabı
Suzan Defter kolay kolay aşılacak bir eser değil, bugüne kadar okuduğum en ilginç kitaplardan biri. İlk birkaç sayfasında cümlelerin yarım kaldığı yerler birbirini takip etmediği için yanlış basıldığını düşündüm, sonra fark ettim ki kitabın sağ tarafındaki sayfalar bir erkeğin, sol tarafındaki sayfalar ise bir kadının günlüğünden oluşuyor. Ayfer Tunç'un bu tercihi, kitabı okurken sürekli olarak birkaç sayfa ileri sonra birkaç sayfa geri gelmemizi sağlamış. İlerleyen günlerde yolları kesişecek olan bu kişilerin günlükleri harika bir biçimde kurgulanmış, birbirine senkronize şekilde ilerliyor. (önce komple erkeğin günlüğünü sonra da kadınınkini okumayı düşündüm ama bence günleri sırayla okumanız daha iyi.) Günlüklerde, iki karakterin de geçmişi, aile ilişkileri, içlerinde yarım kalanlar, özlemleri, hevesleri hakkında çok şey var. Kitabın genel konusu da bu zaten: insan ilişkileri. Derya ve Ekmel'in birbirine karşılıklı bakan sayfalara ayrılışları, zamanla kurdukları bağ(Deryaʼnın günlüğünde “O içeriye biri girsin istiyor, ben dışarı çıkayım istiyorum. Birbirlerinden habersiz olan arzla talep, haberdar oldular dün. Ben arz, o talep.” diye bahsettiği yer, Ekmek bey ile bağlarını çok iyi anlatıyor), kitapta bir karakter olarak yer almasa bile Suzanʼın gerçek aşkın sembolü olarak aslında baş karakter oluşu, iki kişinin yaşadığı aynı anın farklılık göstermesi ve insanın günlük yazarken bile kendine tümüyle dürüst olamadığını görmek harikaydı... Ayfer Tunç insan ilişkilerini öyle iyi ele almış, gözlem yeteneğini karakterler üzerinde öyle iyi kullanmış ki, zekasına, kalemine hayran kalmamak mümkün değil.
Edebiyat
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,3bin okunma
Reklam