Majesteleri Kral, Thomas Mann'ın bilinen ve çok okunan eserlerinden değil ama temsil ettiği gerçeklik bağlamında yine de çok önemli bir yere oturuyor. Grimmburg isimli kurmaca bir Alman Grandüklüğünde geçen hikaye, bu küçük devlette baş gösteren ekonomik ve siyasi sorunlar üzerinden toplumun üst tabakaları ile halk arasındaki ilişkiye odaklanmış. Boyaları eskimiş ve her yanı çürümeye yüz tutmuş bir sarayda toplumsal yaşantıdan yalıtılmış bir biçimde yaşayan Grandüklük ailesi bir yanda, sefalet içinde ekonomik sıkıntılarla boğuşan ama yine de kraliyete tutkuyla bağlı halk diğer yanda.
Thomas Mann'ın 400 sayfayı tutan bu romanda kesinlikle bir Avrupa eleştirisi getirmeyi denediği söylenebilir ancak, bu hanedanlıkta yetişen ve kendi sosyal tabakasını aşmaya çalışan başkarakter Prens Klaus Heinrich üzerinden yansıtılan bireysel hikayeyi daha güçlü buldum. Heinrich, hanedanın geri kalanından ayrı bir biçimde, halkın sorunlarına karşı duyarsızlık sergilemiyor. Romanın büyük kısmı boyunca kendi bireysel sorunlarına çok fazla eğilip bir prens olarak yalıtılmışlığın ve yetişme tarzının getirdiği varoluşsal problemlerle ziyadesiyle yüzleşmesi bir yana, ilerleyen sayfalarda giriştiği aşk hikayesinin kendisini aşmasına nasıl yardım ettiği üzerine ciddi bir okuma yapılabilir.
Öte yandan yine de bu kısım beklediğim kadar detaylı işlenmemiş. Hikayeye sonradan nüfuz eden aşk ve -ki buna ne ölçüde aşk denir, prensin tutkusu bir yana bırakılırsa müstakbel prenses ona nasıl aşık oldu? Bu dahi ucu açık bırakılıp yanıtlanmayan bir soru- halkın birdenbire refaha kavuşması arasındaki bağlantı ülkenin genel durumu tasvir edilirken yapıldığı gibi daha somut bir zemine oturtulup izah edilebilirdi. Yani modern kurmaca bağlamında ve okuduğum diğer romanı Venedik'te Ölüm'e göre daha zayıf bir