Eğer yaptığınız kötülükler hiçbir şekilde belli olmasaydı, vicdanınız hiç sızlamasaydı gerçekten iyi birisi olur muydunuz?
Kendisini bildiği bileli iyilik timsali olan saf yüzlü, hayatının her anında kanı deli gibi akan mevsimlik olmayan bir güzelliğe sahip olan Dorian; baktı ki hayatta yaptıklarını kötülüklerinin cezası -ve görünümü- kendisini temsil eden bir tabloya aktarılıyor, canı ne isterse yapmaya dürtülerine göre hareket etmeye başlıyor. Nası olsa kendinin dışarıdan görünümü -romanın bir yerine kadar- çok temiz ve çocuksu yani güvendiği sosyal kimlikleri de var bir yere kadar. Hani içindeki kötülük dışarıya yansır ya birçok insanın, kendisinde bu yok. Sonra çeşitli rasyonalizasyon savunma mekanizmalarıyla kendisini avutuyor ve en azından kendi vicdanı rahatlıyor ama ne olursa olsun kendisini temsilen tabloya yansıyor bu. Sonra "vicdanını" öldürüyor ve yaptığı tüm çirkinlikler yüzüne yansıyor. İyi de oluyor oh yani. Tüm karakteriniz harika bir yüzünüz olunca böyle olur işte. Sinir oldum.
Evde olmadığında onu başka gözler görecek diye dehşete kapılıyordu. Portre bütün tutkularına hüzün bulaştırır olmuştu. Sırf anısı bile nice sevinç ânının tadını kaçırmıştı. Vicdanı olup çıkmıştı. Evet, vicdanı olmuştu. Onu yok edecekti.
Ama zaten huzurunu asil kagran Basil Hallward ölümü değildi. Kendi ruhunun canhı cenazesiydi vicdannı rahatsız eden. Hayatımı karartan portreyi Basil yapmıştı. Bundan dolayı onu affedemiyordu. Her şey portre yüzünden olmuştu. Basil ona tahammül edemeyeceği ama ona rağmen sabırla katlandığı şeyler söylemişti.