Değerler Kültürü'nde, 'BEN bilirim'yerine 'BİZ, benden daha iyi bilir' anlayışı yaygındır. Demokrasi de bu ilke üzerine kurulmuştur.
Hastane, belediye, devlet dairesi, ya da iş kurumlarında yöneticiler güçlerini ortak değerlerden alırlar; o nedenle yönetici çatık kaşı ve asık suratıyla korkutucu olmak zorunda değildir. Güvenin temelleri, bireyi denetleyip korkutarak değil ortak değerleri yaşayıp yaşatarak atılır. Değerler Kültürü'nde
devletin gücü vatandaşın devletten korkmasından değil, devletin yasalarına ve mahkemelerine inanıp güvenmesinden kaynaklanır. Değerler Kültürü'nde devlet adil bir hizmet için vardır ve vatandaşa güler yüzlüdür.
Korku Kültürü'nde yetişen birey için yaşamın temel cümlesi şudur: "Güvende olmak istiyorsan, ya diğerlerinden güçlü ol ya da senden güçlü birinin kanadının altına sığın!" Güçlü kişi "BEN bilirim, her zaman haklıyım, sözümü dinleyin," der ve diğerlerinin davranışını denetleme hakkını kendinde görür. Bu toplumlarda, kişinin güçlü olanla yakınlığını ifade eden 'yeğeni', 'amcası', 'dayısı', 'hemşehrisi' gibi kimlikler, liyakatin
önüne geçer.
Bir iş kurumu, hastane, belediye, devlet dairesi ya da banka şubesi Korku Kültürü'yle yönetiliyorsa, o kurum içinde makam yükseldikçe, kişinin korkutuculuğu ve suratının aşıklığı artar. Çatık kaşlı, asık suratlı 'komutan', "BEN bilirim; sözümden dışarı çıkmayın" edasıyla yürür, bakar, konuşur. Korku Kültürü'nün yöneticisi, çalışanın kendisinden korkmasını bekler.
Çünkü kendilerini yöneten şablonların,
nesiller boyu dededen babaya ve babadan oğula (kadınların yardımıyla) aktarıldığını anlamamışlar. Korku Kültürü'nün birer
robotu olduklarını, yaptıkları şeylerin onları insan olmanın özünden uzaklaştırdığını bilmiyorlar. Bu erkekler, kendi hayatlarını çöplüğe dönüştürdüklerinin, hayatlarının muhteşem potansiyel zenginliğini kendilerinden çaldıklarının farkında değiller. Hüzünleniyorum çünkü, ben bu satırları yazar ve siz bu satırları okurken koca bir toplumsal fabrika bu erkek türünden bol miktarda imal etmeye devam ediyor.